| |
NONE
ÖZEL KONULAR - ANALİZLER
Green Tree’de ikinci görüşme yapıldı
Avrupa Çevre Ajansı: Kıbrıs’ın çevre kalitesi AB ülkelerinin gerisinde
Markulli: AB başkanlığını başarıyla tamamlayacağız
BM Kıbrıs temsilcisi Alexander Downer’in KHA’na demeci
Danimarka: AB krizini yeniden çözmeye yardımı amaçlıyoruz
Petridis Kıbrıs’taki Yunan TV programlarının kalitesinden memnun değil
Kıbrıs’ın AB Daimi Temsilcisiyle mülakat
CIPA Başkanı enerjide yabancı yatırım beklentilerini anlattı
Faneromeni Lisesi: Çok kültürlüğün yuvası
ACAE: Kıbrıs’ta insan kaçakçılığı artıyor
Prof. Rozakis: Kıbrıs’ın MEB’ndeki Türk talepleri zeminsizdir
Kazakos: 2011 Kıbrıs Denizcilik Konferansı bugüne kadarki en iyi konferans oldu
Rizokarpasolu öğrenciler daha iyi bir gelecek istiyorlar
KHA’nın Martinos Tyrimos’la röportajı
İçişleri Bakanı: Gelişme projelerinde kesinti olmayacak
Komiser Vasiliu: Kıbrıs’ın AB Başkanlığı Kıbrıs için “altın fırsat”
Kıbrıs Kilisesi, işgal bölgelerindeki dini mekânlar için protesto kampanyası başlatıyor
Green Tree’de ikinci görüşme yapıldı
Kıbrıs sorununa çözüm yolunu açmayı amaçlayan New York, Long Island’daki Greentree malikanesinde Cumhurbaşkanı Demetris Christofias ve Kıbrıs Türk Toplumu lideri Derviş Eroğlu ile BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon arasında ikinci görüşme 23-24 Ocak tarihlerinde yapıldı.
İki günlük görüşmelerden sonra açıklama yapan BM Genel Sekreteri Moon Kıbrıs’taki iki toplumun liderlerinden, Kıbrıs sorununda nihai bir anlaşma yönünde kesin adımlar atmalarını istedi; müzakerelerin bu aşamasında, müzakerelerde hız ve devamlılık sağlamak için yoğun olsa bile yeterli olmadığını belirtti.
Ban, Mart sonunda Kıbrıs’taki Özel Danışmanı Alexander Downer’den ilerlemeyle ilgili bilgi alacağını ifade etti.
Genel Sekreter, “Rapor olumlu, ilgili Güvenlik Konseyi kararlarına uygun olursa, iki tarafla istişareden sonra Nisan sonu veya Mayıs başında çok taraflı bir konferans çağrısı yapmaya niyetliyim” dedi.
Ban Ki-moon, “Müzakerelerin bu aşamasında, müzakerelere devam etme ve hız kazandırma, yoğun olsa bile yeterli değildir. Liderlerden nihai bir anlaşma yönünde kesin adımlar atmalarını istedim. O zaman Birleşmiş Milletler, sağlam bir anlaşmaya varmanın bütün Kıbrıslıların menfaatine olacağına inanmaya devam edecektir” şeklinde konuştu.
Ban, iki toplum liderine, davetini kabul edip iki gün için Greentree’ye gelmelerinden dolayı teşekkür etti.
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-moon şöyle konuştu:
“Bu bizim, liderlerin adada üç yıldan fazla bir süre önce başlayan ve düzenli olarak yapılmakta olan müzakerelerle Kıbrıs’ta kapsamlı bir çözüm sağlama çalışmalarını desteklemek için birlikte yaptığımız beşinci görüşmedir.”
“Geçen Ekim ayında Greentree’de bir araya geldiğimizde liderler bir anlaşmaya varabilecekleri güvenini vermişlerdi. İki taraf o zamandan bu yana bu amaca ulaşmak için müzakerelerine devam ettiler. Greentree’deki son görüşmeden hemen önce, iki lidere birer mektup yazarak müzakerelerin son aşamasına ilerlemekte olduğuna işaret ettim. Greentree’deki anlamlı görüşmeler, bu aşamanın tamamlayıcı bir bölümünü oluşturuyor, çok taraflı bir konferansa ve nihai anlaşmaya götürüyor. Her iki lider de çözüm taahhüdünü tekrarladılar.”
“İki lider Greentree’ye üç ana konuyu, “yürütmeyi seçme, mülkiyet ve vatandaşlığı çözmek için geldi.”
“Liderlere bu zamanı kararlı hareketler yaparak kullanmalarını istedim. Bu iki gündeki görüşmeler çetin ve yoğun geçmesine rağmen sınırlı ilerleme sağlandı. Liderlere bu sürecin Kıbrıslılara ait, Kıbrıslıların yürüttüğü bir süreç olduğunu hatırlattım. Birleşmiş Milletlerin taraflara çözümü zorlamak için burada olmadığını söyledim.”
“Gelecek adımlarla ilgili olarak tarafların gelecek iki hafta içinde mülkiyet üzerinde veri alışverişini tamamlamalarını önerdim, onlar da kabul etti.”
BM Genel Sekreteri, “Şubat ayı sonunda Güvenlik Konseyi için müzakerelerin mevcut durumuyla ilgili bir rapor hazırlayacağım. Mart sonunda Özel Danışmanım Alexander Downer’den sürecin bir incelemesini isteyeceğim. Raporu olumlu ve ilgili Güvenlik Konseyi kararlarına uygun olursa, iki taraflarla istişareden sonra Nisan sonunda veya Mayıs başında çok taraflı bir konferans çağrısı yapmaya niyetliyim.”
“Müzakerelerin mevcut aşamasında, müzakerelerin devam etmesi ve hızı, yoğun olsa bile yeterli değildir.”
“Liderlerden nihai bir anlaşmaya gitmek için kararlı adımlar atmalarını istedim.”
“Birleşmiş Milletler, sağlam bir anlaşmaya varmanın bütün Kıbrıslıların yararına olacağına inanmaktadır. Özel Danışmanım ve ekibi, sürece yardımcı olmak için ellerinden geleni yapıyorlar, bu önemli görevde taraflara yardımcı olmaya devam etmeye hazırdırlar.”
Cumhurbaşkanı Christofias’ın açıklaması ----------------------------------------------------
Cumhurbaşkanı Demetris Christofias, Green Tree’de yapılan iki görüşmede, Kıbrıs sorununda her hangi bir ilerleme kaydedilmediğini ve bunun için BM Genel Sekreteri’nin bir Uluslar arası Konferansın gerçekleşmesi için sunduğu davetin gerekçesi olmadığını söyledi.
New York’ta BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs çözüm müzakereleriyle ilgili açıklamasından sonra basına açıklamada bulunan Christofias, Kıbrıs sorunundaki iç konularda yakınlaşma sağlanmaması durumunda uluslar arası bir konferansın gerçekleşmesinin mümkün olmayacağını söyledi.
Kıbrıs Rum tarafının uluslar arası konferansla ilgili görüşlerini açık ve net bir şekilde sunduğunu ifade eden Christofias, BM Genel Sekreteri’nin iki liderle toplam 6-7 saat görüştüğünü belirtti.
Green Tree’de epeyi görüşme yapıldığını ancak herhangi bir ilerleme kaydedilmediğini ifade eden Demetris Christofias, her iki tarafın yürütme, iç ilişkiler, uluslar arası anlaşmalar ve hava sahası gibi konularda kendi görüşlerinde ısrar etmeye devam ettiklerini belirtti.
Mülkiyet konusuna da değinen Christofias, mülkiyet konusunun toprak konusuyla bağlı olduğunu, BM Genel Sekreteri’ne de iki konunun bir birine bağlı oldukları görüşünü şahsen ifade ettiğini açıkladı.
Kıbrıs Türk tarafının mülkiyet konusunda anlaşılan süreçte gerekli bilgileri sunmadığını ifade eden Christofias, mülkiyet konusunda bir komitenin oluşmasının kararlaştırıldığını ancak Türk tarafının konu üzerinde olumlu adımlarda bulunmadığını belirtti.
Christofias, BM Genel Sekreteri’nin açıklamasında da ifade edildiği gibi iki tarafın 15 gün içinde mülkiyet konusunda belge alış verişinde bulunmaları ve aynı zamanda toprak konusunu da görüşmeleri gerektiğini söyledi.
Christofias, konu üzerinde harita sunulmasının gerekli olmadığını da açıkladı.
Kıbrıs’ın 1 Temmuz 2012’de üstleneceği AB Dönem Başkanlığı hakkında konuşan Christofias, “bu konularda açık, net ve kararıyım” dedi.
Christofias, AB Dönem Başkanlığının, Kıbrıs sorunundaki uluslar arası bir konferans yapılması ya da Kıbrıs sorununun çözümüyle bağlantısı olmadığını söyledi.
Cumhurbaşkanı, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin AB Dönem Başkanlığını yürüteceğini vurguladı ve Türk tarafının davranışının değişeceği ve Temmuz ayına kadar Kıbrıs sorununda bir çözüme ulaşılacağı umudunu ifade etti.
Derviş Eroğlu’nun bazı konulardaki tutumunu bildiğini ve bunun için Temmuz ayına kadar Kıbrıs sorununa bir çözümün bulunmasının zor olduğunu belirten Christofias, Kıbrıs Rum tarafının Eroğlu’nun bazı konulardaki görüşlerini kabul etmediğini belirtti.
Christofias, Türkiye’ye karşı baskı kullanılması gerektiğini, Türk tarafının davranışı değişmeden Kıbrıs sorunuyla ilgili uluslar arası bir konferansın gerçekleşmesinin mümkün olmayacağını söyledi.
Cumhurbaşkanı, Kıbrıs’ın AB Dönem Başkanlığını yürütmesi sürecinde Kıbrıs sorunundaki müzakereleri sürdürmekte her hangi bir sorunu olmadığını söyledi.
Downer BM Güvenlik Konseyi’ni bilgilendirdi --------------------------------------------------------------
BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer, Christofias ve Eroğlu ile Ban arasındaki görüşmelerin tamamlanmasının ardından BM Güvenlik Konseyi üyelerini Gren Tree’deki Kıbrıs sorunuyla ilgili görüşmeler hakkında bilgilendirdi.
Ele edilen bilgilere göre, Downer, dikkatli olup, BM Genel Sekreteri’nin liderlerle yaptığı görüşmelerle ilgili açıklaması çerçevesinde konuştu.
Downer, Green Tree görüşmelerinin başarılı olmadığını ancak kendisinin iyimser olduğunu söyledi.
Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türk tarafının Green Tree görüşmelerinde üç önemli konuda kendi önerilerini sunduklarını ifade eden Alexander Downer, BM yetkililerinin müzakere sürecine yardımcı olduklarını belirtti.
Downer, Mayıs ayına kadar atılacak olan adımlara ve BM’nin uluslar arası konferansın yapılması için gerekli üç şarta da değindi.
Aynı kaynaklara göre, BM Güvenlik Konseyi üyeleri ise BM Genel Sekreteri’nin çalışmalarını memnuniyetle karşıladıklarını ifade ettiler.
Uluslar arası konferans konusuyla ilgili olarak Konsey üyeleri, BM Güvenlik Konseyi kararına değindiler.
Fransa temsilcisi, Kıbrıs’ın AB Dönem Başkanlığıyla Kıbrıs çözüm müzakerelerinin birbirlerine bağlı konular olmadıklarını belirtti.
BM yetkilisi, Kıbrıs’ın AB Dönem Başkanlığı ve çözüm müzakerelerin değişik konular olduğunu söyledi.
İki liderle BM Genel Sekreteri arasındaki ilk görüşme Kasım 2010’da yapılmış, bunu 26 Ocak 2011’de Cenevre ve 7 Temmuz 2011’de diğer iki görüşme izlemişti. 28 Ocak 2011’de Cenevre’de yapılan toplantıda taraflar, en kısa sürede kapsamlı bir çözüm bulmayı taahhüt etmişler ve müzakereleri yoğunlaştırma konusunda görüş birliğine vardılar.
New York’ta Ekim 2011’de yapılan görüşmeden sonra liderler, Lefkoşa’da, BM kontrolü altındaki bölgede her zamanki gibi Kıbrıs müzakerelerine devam ettiler.
KHA/JV/MG/MHY/2012
Avrupa Çevre Ajansı: Kıbrıs’ın çevre kalitesi AB ülkelerinin gerisinde Evie Mitsidou Phillips
Avrupa Çevre Ajansı İcra Direktörü Jacqueline McGlade, Kıbrıs’ın çevre kalitesinin, puan tahtasında diğer Avrupa ülkelerinin gerisinde kaldığını, adanın bio çeşitliliğinin kaybının hızlanmasından büyük endişe duyulduğunu söyledi.
Kıbrıs’a bir günlük ziyaretinde KHA’na bir demeç veren McGlade, hava kalitesinin ortalama düzeyde olduğunu ancak doğru yönde ilerlediğini, bununla birlikte atık, su, bio çeşitlilik ve toprağın bütünüyle diğer Avrupa ülkeleri arasında olumsuz tarafta olduğunu belirtti.
McGlade, “Bio çeşitlilik kaybı hızlandı, su kıtlığı arttı, epey su talebiniz kontrol altında olmasına rağmen bu hala evlere, endüstri ve tarıma su dağıtımının daha iyi şekilde olmasını gerektirir” şeklinde konuştu.
Çevre Ajansı İcra Direktörü Jacqueline McGlade, “Burada büyük endişem olan bio çeşitlilik konusunda, insanlar için belki de iyi kararlar alınmasıyla ilgili yeterli bilgi olmadığını diyebilirim. Bu utanç vericidir çünkü Kıbrıs birçok bitkinin, birçok canlı türünün ve hayvanın yollarının kesiştiği bir yerdedir. Biz buradaki hayvan ve bitkilerin % 7’sinin sadece Kıbrıs’ta bulunduğunu ve bunların adaya özgü olduğunu düşünüyoruz” dedi.
Avrupa Çevre Ajansı verilerinin, derelerin % 17’sinin belki de ağır biçimde kirli olduğunu gösterdiğine dikkati çeken Jacqueline McGlade, Kıbrıs’ta çevreyle ilgili bilgi eksikliği dolayısıyla bu bölgeye yoğunlaşmalarını gerektirdiğini ifade etti.
Kıbrıs’taki hava kalite değerleriyle ilgili olarak da Avrupa Çevre Ajansı İcra Direktörü Jacqueline McGlade, hava kalite değerlerinin iyileşmekte olduğunu, bununla birlikte bölgede kuraklık düzeyinin artmasıyla havada daha fazla toza neden olduğunu, bununla mücadelede edilmesi gerektiğini bildirdi.
Jacqueline McGlade, ulaşım ve sanayiyle ilgili yasaların hava kalitesini dikkate alması gerektiğine işaret etti ve Ukrayna’yı örnek olarak göstererek bu ülkede kirli havanın ortalama ömrü yaklaşık 20 yıl azalttığını söyledi.
McGlade, bio çeşitliliğin önemli olduğunu çünkü eko sistemlerine, özellikle suyun geleceğinin korunmasına yardımcı olmak için çok para harcanması gerektiğine dikkati çekti.
Avrupa Çevre Ajansı İcra Direktörü Jacqueline McGlade şöyle konuştu:
“Kuraklık koşullarında su daha da fazla etkileniyor. Eğer eko sistemleri su sıkıntısı çekiyorsa, başka deyişle eğer suyu evler, endüstri ve tarım alıyorsa, o zaman su temizleyecek doğal kapasite kaybolur ve o zaman içecek suyu temizlemek için çok para harcarız.”
Avrupa Çevre Ajansı İcra Direktörü Jacqueline McGlade, Kıbrıs’ta şeflerin kaliteli yemek pişirmek için geleneksel meyveleri kullanmalarını önerdi ve bunun kültürü sahiplenmenin gerçek anlamı olacağını kaydetti.
McGlade, örnek olarak Kıbrıs’ta yetişen babutsanın (mısır inciri) popüler olabileceğini, insanların Kıbrıs’a bu yiyeceği denemeye gelebileceklerini, bunun doğanın turistik bir değeri olabileceğini belirtti.
Jacqueline McGlade, “Kıbrıs’ta birçok yöreye özgü canlı türü olduğunu, yenilebilecek ancak bilinmeyen birçok bitki olduğunu, bu nedenle ben bio çeşitliliğin önemli olduğunu, potansiyel olarak faydalanabileceğimiz kıymetli yiyecekler olduğunu düşünüyorum” şeklinde konuştu.
McGlade Kıbrıs’ın AB Konseyi başkanlığı sırasında hangi çevre sorunlarının tartışılacağına ilişkin bir soru üzerine, Çevre faaliyet programının geleceği etrafında çok önemli tartışmaların olacağını, Kıbrıs’ın başkanlığı sırasında kelimelerin yazıya döküleceğini bildirdi.
Avrupa Çevre Ajansı İcra Direktörü Jacqueline McGlade şöyle devam etti:
“Hali hazırda, sadece uygulatma düşüncesi için değil uygulama için de güçlü bir eğilim var. Ancak yüksek kaliteyi, çevre güvenliğini korumaya yardımcı olmak için vatandaşların daha fazla katılımına ihtiyaç var.”
“En önemli dosyalardan biri su için plan yapılmasıdır. Dolayısıyla birçok anlamda Kıbrıs başkanlığı sırasında Avrupa’da en önemli su yasasını görüşmek uygun olacaktır.”
Su kullanımının daha iyi idaresinin nasıl olabileceğine ilişkin bir başka soruya da Avrupa Çevre Ajansı İcra Direktörü Jacqueline McGlade şu yanıtı verdi:
“Suyun idareli kullanılmasının büyük önemi olduğunu herkesin anlaması çok önemlidir. Bütün toplum, ne kadar suyun tarıma, eko sistemlerden sonra ne kadar suyun kullanılacağına karar vermelidir.”
İnsanların düşünce biçimlerini değiştirmelerine de dikkati çeken McGlade, Avustralya’daki çalışmalardan bahsetti; burada en iyi su yönetimi uygulamalarıyla ilgili plan hazırlandığını anlattı.
Jacqueline McGlade şöyle dedi:
“Kıbrıs’ın yapabileceği en pratik şey, örnekleriyle ve lider olarak su sıkıntısı çekilen bir bölgede ekonominin nasıl yürütüldüğünü göstermektir.”
“Kıbrıs’ın doğal kapasitesini kullanmaya çalışarak daha fazla su arıtma tesisleri planlamak yerine, bu büyük yoğunluktan bir şekilde kaçmak gereklidir. Bu yapılmıştır ve birçok enerji gerekliliğiyle arıtma tesislerinin veya benzeri şeylerin yapımından başarıyla kaçınılıştır.”
KHA/MG/KBI/2012
Markulli: AB başkanlığını başarıyla tamamlayacağız Emilia Hristofi
Dışişleri Bakanı Dr. Erato Kozaku Markulli, Kıbrıs Cumhuriyeti hükümetinin, Kıbrıs’ın Avrupa Birliği başkanlığını etkileyebilecek Türk kışkırtmalarına ve tehditlerine izin vermeyeceğini bildirdi.
Kıbrıs Haber Ajansı’na (KHA) bir demeç veren Markulli, Kıbrıs’ın 2012’nin ikinci yarısında üstleneceği AB başkanlığından gelecek tarihi sorumluluğunu başarıyla ve etkili biçimde tamamlaya kararlı olduğunu açıkladı.
Kapasitemiz ölçüsünde Avrupa’nın ve Avrupa halkının ortak geleceğinin oluşmasına katkıda bulunmak gerektiğine dikkati çeken Dışişleri Bakanı, başarılı bir Kıbrıs başkanlığının, sadece Avrupa’da değil dünyanı geri kalanında Kıbrıs’a fazladan kalite ve prestij sağlayacağını ifade etti.
Washington’a son yaptığı ziyaretle ilgili olarak, özellikle Kıbrıs’ın Münhasır Ekonomik Bölgesi’ndeki Blok 12’de ortaya çıkarılan doğal gaz kaynaklarından sonra, ABD’nin büyük ilgi gösterdiği enerji gibi birçok alanda ABD ile ilişkileri daha da artırmak ve geliştirmek için zemin bulunduğunu belirtti.
Erato Kozaku Markulli, Kıbrıs sorununda da Lefkoşa’nın Washington’dan devam etmekte olan doğrudan müzakerelere kesin destek vermeye devam etmesini, Ankara’ya Kıbrıs sorununa adil ve işleyebilir bir çözüm bulunması için doğru mesajı iletmesini istediğini vurguladı.
KHA’na demecinde Kıbrıs’ın Münhasır Ekonomik Bölgesi’nde ortaya çıkarılan hidrokarbon konusuna değinen Dışişleri Bakanı, bunun ülkenin yararına olması gerek fırsatlar sağlayacağını, bunun bölge için de yararlı olacağını kaydetti.
Arap ülkelerindeki rejimlerin yıkılmasından sonra bölgedeki gelişmeleri yorumlayan Markulli, Kıbrıs’ın bazı yollarla bölgede istikrara katkıda bulunmaya devam etmesi gerektiğini söyledi.
İslam Konferansı Örgütü’yle yasadışı Kıbrıs Türk rejimi arasındaki güçlü bağları men edecek tedbirlerle ilgili olarak da Erato Kozaku Markulli, birçok durumda hükümetin çabalarıyla yasadışı rejimin İslam Konferansı Örgütü’yle bağlarını geliştirme girişimlerinin azaltıldığını duyurdu.
ABD-Kıbrıs ilişkileri ve Amerika Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’la son görüşmesi konusunda da Markulli, “Kıbrıs ABD ile ekonomi ve ticaret gibi ortak yarar sağlayan birçok alanda işbirliği yoluyla son zamanlarda önemli ölçüde güçlendirdiği oldukça iyi dostane ilişkileri sürdürüyor. Olumlu bir havanın sonucunda ilgili yasa ve yapılar şirketleri ve yatırımları çekiyor, çifte vergilendirmeden kaçınma anlaşmasıyla birçok Amerikan şirketi Kıbrıs’ta faaliyet gösteriyor, Avrupa ülkeleri, Ortadoğu, Asya ve Afrika’yla iş yapıyor” dedi.
Kıbrıs’ın coğrafik konumu ve uluslararası bir denizcilik merkezi olması nedeniyle terörizmle mücadelede de yakın işbirliği olduğunu ifade eden Dışişleri Bakanı, şöyle devam etti:
“Özellikle Kıbrıs’ın Münhasır Ekonomik Bölgesi’nde büyük miktarda hidrokarbon bulunmasının teyit edilmesinden ve ABD menşeli uluslararası Noble Energy ile mükemmel ilişkilerden sonra, ABD’nin özel ilgi gösterdiği, çok gelecek vaat eden enerji gibi birçok sektörde bu ülke ile ilişkileri geliştirmek için zemin mevcuttur”.
Kıbrıs sorunuyla ilgili olarak Markulli, ABD’nin bir çözümün sadece Doğu Akdeniz’de barış ve güvenlik için gerekli olmadığına, aynı zamanda Türkiye’nin AB’ne üyeliğinde bir katalizör olacağına inandığını, Türkiye’ye tutumunu değiştirmesi yönünde baskılarına devam edeceklerini bildirdiklerini kaydetti.
Daha etkili bir dış politika için daha fazla çaba olması gerektiğine inanıp inanmadığı sorusuna Dışişleri Bakanı, “Kıbrıs’ın küçük bir ada olduğu göz önünde tutularak sınırlı kaynaklardan ve siyasi sorundan bahsetmeliyiz. Güçlü bir ülke olan Türkiye’yle baş edebilmek için Dışişleri Bakanlığı, Avrupa ve uluslararası arenada olabilecek en iyi şekilde her türlü çabayı gösteriyor” şeklinde konuştu.
Markulli şöyle devam etti:
“Kıbrıs Avrupa Birliği’nin en uzak doğusunda ve en uzak güneyinde bir üye ülkedir. Doğu ile Batı arasında merkez olan coğrafik bir konumu vardır. Bu konum eskiden günümüze kadar bölgenin jeo-stratejik çıkarlarda her zaman önemli bir rol oynamıştır. Jeo-stratejik değeri yıllar içerisinde değişmemiştir. Doğu Akdeniz’de hidrokarbonun keşfiyle Kıbrıs’ın jeo-stratejik ve jeo-fizik konumunun, uluslararası toplumun ilgisinin önem kazandığını eklemeliyim.”
“Bizim amacımız, Kıbrıs’ın jeo-stratejik ve jeo-politik önemini, Kıbrıs’ın değerini daha da artırarak vurgulayacak dinamik ve çok yönlü olarak kullanmaktır.”
“Doğu Akdeniz’de, Ortadoğu’da ve Kuzey Afrika’da hızla değişmekte olan siyasi ve sosyal gelişmeler bölgede yeni gerçekler yaratmaktadır. Kıbrıs, bölgesel rolünün olabilecek en üst düzeyde vurgulanmasını istemektedir.”
“Bizim bu ülkelerle geçmişten gelen mükemmel siyasi ve ekonomik ilişkilerimiz Kıbrıs’ın Arap ülkeleriyle Avrupa Birliği arasında eşsiz ve tarafsız bağlantı olmasına yol açacaktır. Bu nedenle Avrupa Birliği ve Arap Birliği arasındaki ilişkileri artırmak amacıyla özel girişimler planlamaktayız.”
“Ülkenin Münhasır Ekonomik Bölgesi’nde hidrokarbon araştırması ve keşfi Kıbrıs’ı sadece enerji üretiminde değil, bu hidrokarbonu Avrupa Birliği’ne ihraç etmek için komşu ülkelerle paylaşmada merkez haline getirecektir.”
“Bu yolla, Avrupa Birliği’ne, üçüncü ülkelerden ithal ettiği doğal gaz veya petrol bağımlılığından kurtulmasına yardımcı olarak Kıbrıs’ın Avrupa Birliği’nin enerji dengesine katkıda bulunabileceğini gösterebileceğiz.”
“Aynı zamanda, bizim görüşlerimizi ileriye götürmemize izin verecek, diğer ülkelerle daha fazla faydalı ve ortak bağlar kurarak hedeflediğimiz ekonomik, siyasi ve enerji politikasına vurgu yapacaktır. Bu diplomasinin ana amacı, Kıbrıs’la ekonomi, ticaret ve kültürel ilişkileri ileri götürecek ikili ilişkiler kurmak, Kıbrıs’ı Avrupa’yla Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkeleri arasında bir köprüye dönüştürmektir.”
Arap rejimlerinin çökmesinden sonra Kıbrıs’ın bölgede istikrara nasıl katkıda bulunabileceği sorusuna Dışişleri Bakanı, Kıbrıs’ın var olan siyasi ve ekonomik bağlarından dolayı, aynı zamanda bu ülkelere coğrafi yakınlığından ve göç dalgasından dolayı bölgesel gelişmelerden doğrudan etkilendiğini söyledi.
Markulli KHA’na demecinde, “Kıbrıs, birkaç şekilde bölgede istikrara katkıda bulabilir, bulunacaktır. İlk olarak AB üyeliğimiz ve başkanlığımızla dikkatimizi ortaklarımıza ve uluslararası topluma yoğunlaştırmak için eşsiz bir fırsat bulacağız. Karşılıklı olarak siyasi ve ekonomik dahil ortaklığını, demokrasi ve hukukun üstünlüğü yönünde hızlı bir şekilde ilerleyen komşu ülkeler için AB’nin yardımını destekliyoruz” dedi.
Kıbrıs ve Lübnan arasında Lübnan’ın Münhasır Ekonomik Bölgesi’nin belirlenmesi anlaşmasıyla ilgili görüşmeler konusunda bir soruya Markulli, “İlk izlenimler yapılmakta olan toplantıların çok olumlu olduğu yönünde ve Kıbrıs’ın Doğu Akdeniz’deki ülkelerdeki rolünün yapıcı olacağını teyit ediyor” yanıtını verdi.
Kıbrıs’ın Türk işgali altındaki kuzeyinde bulunan yasadışı rejimle İslam Birliği Örgütü arasında ilişkilerin gelişmesini engelleme çabaları konusunda da Dışişleri Bakanı, örgütün yasadışı rejimle ilişkileri geliştirme çalışmalarının, Türk kökenli Genel Sekreteri Ekmelettin İhsanoğlu’ndan dolayı olduğunu, İhsanoğlu’nun örgüt aracılığıyla Türk çıkarlarını artırmaya çalıştığını belirtti.
Erato Kozaku Markulli, “İslam Birliği Örgütü ve yasadışı rejim arasında ilişkilerin sınırlanmasına yol açan yasadışı rejimle ilişkileri geliştirmeyi amaçlayan örgütün faaliyetleri konusunda örgütün dışişleri bakanlığına güçlü protestolar yapılmaktadır. Örgüt içinde, örgütün Kıbrıs sorunuyla ilgili politikasını onaylamayan destekler vardır” şeklinde konuştu.
Kıbrıs için 1 Temmuz 2012’nin önemi konusunda da Markulli, Avrupa Birliği başkanlığının tarihi bir sorumluluk olduğunu kaydetti ve “Kazanmamız gereken büyük bir bahistir” dedi.
Dışişleri Bakanı, şöyle konuştu:
“Avrupa Birliği içerisinde yeni üye ve en küçük ülkelerden biri olarak bu alt ay boyunca, Avrupa politikasını birçok yönde ileriye götürme ve koordine etme gibi büyük bir görevi üstlenmek istedik.”
“Bu, olabildiğinde büyük vizyonlar ve AB’nin hedeflerini elde ederek, aynı zamanda Avrupa’nın faaliyetlerine etkili bir katılım için tarihi bir fırsat, stratejik bir yatırımdır.”
“Başarılı bir Kıbrıs başkanlığı Kıbrıs Cumhuriyeti’nin prestijine hem Avrupa çevrelerinde hem de uluslararası düzeyde katkısı olacaktır. Bu Kıbrıs’ın etkisini etkin biçimde güçlendirecek, Avrupa Birliği içerisinde ve dışında müttefiklerini artıracaktır. Başkanlık Kıbrıs için çok önemlidir, başarıyla yürütülmelidir. Bütün kurumlar ve sektörlerle, aynı zamanda sivil toplum örgütleriyle geniş bir işbirliği sürdürmeliyiz.”
Bakanlığın en büyük zorluluğunun ne olacağı sorusuna Markulli’nin verdiği yanıt, “Başkanlığımız sırasında Dışişleri Bakanlığı, Kıbrıs’ın çeşitli şehirlerinde, bütün üye ülkelerin bakanlarının, AB kurumlarından üst düzey yetkililerin katılımıyla yer alacak gayrı resmi Dışişleri Bakanları Konseyi’ne ve 25i aşkın toplantıya ev sahipliği yapacak” oldu.
Dışişleri Bakanı, bununla birlikte en büyük sorumluluğun, Brüksel ve Lüksemburg’taki Kıbrıs’ın AB Daimi Temsilciliğinin olacağını, burada birçok toplantı, iki Avrupa Konseyi toplantısı, bakanlar düzeyinde 60 toplantı ve çalışma grubu düzeyinde 1500’ü aşkın toplantı yapılacağını bildirdi.
Markulli, ya Brüksel’de ya başka yerlerde, Dışişleri Bakanlığı’nın sorumluluğundaki Konseyin Çalışma Gruplarının miktarının 60’tan fazla olduğunu, bakanlık yetkililerinin Çalışma Gruplarına başkanlık edecek kişilerin yoğun eğitim almakta olduklarını duyurdu.
Bakan, AB Konseyi’ndeki bütün hazırlık toplantısının Çalışma Grupları tarafından yapıldığını, memurların hazırlıklarına göre kararların bakanlar tarafından alındığını, bu nedenle memurların görevinin önemi olduğunu söyledi.
Dışişleri Bakanı, “Bakanlığı’nın Avrupa Dış Faaliyet Hizmeti’yle işbirliğinin AB dış politikasının tanıtılması için kritik önemde olduğunu, başkanlık yapan ülkenin dışişleri bakanının, Avrupa dış politikasının başarısında, Avrupa Birliği Dış İşleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilciliği’yle işbirliğinde bir tamamlayıcı rol oynadığını anlattı.
Markulli, Catherine Ashton’la bir uzlaşmadan sonra Kıbrıslı bakandan birçok uluslararası toplantıda AB’ni temsil etmesinin beklendiğini, Danimarka Dışişleri Bakanının bu tür 24 toplantıya başkanlık edeceği konusunda kendisine bilgi verdiğini kaydetti.
Erato Kozaku Markulli, dış işleri konularındaki temel zorluklardan birinin, Komşuluk Politikası’nı güçlendirme, özellikle Avrupa Birliği’nin güneyindeki ülkelerle ilişkileri güçlendirme olduğunu belirtti.
Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkeleriyle ilgili olarak Bakan, “Siyasi krizin, benzersiz devrim hareketleri ve reformlarının yapıldığı bu ülkelerde istikrar ve refaha önemli katkıda bulunmanın amaçlandığını söyledi.
AB ile adaylık müzakereleri yapan bir ülke olan Türkiye’nin başkanlığı üstelenecek ülkeyi tanımayacağı göz önünde tutularak Münhasır Ekonomik Bölgedeki doğal gaz araştırmaları ve sondajına yönelik tehditlere rağmen Kıbrıs’ın nasıl başarılı bir başkanlık yürüteceği sorusuna Markulli, “Başarılı bir başkanlığın yapısal içeriğine mükemmel hazırlık, hedef belirleme ve bu amaçları elde edecek strateji hazırlıkları yapma dahildir” yanıtını verdi.
Dışişleri Bakanı Erato Kozaku Markulli, Kıbrıs’ın hazırlık sürecinin çok önünde olduğunu, olumlu ve güvenilir bir sonuç elde etmek için bütün ortaklarıyla işbirliği halinde tutarlılıkla çalışmaya devam ettiğini ifade etti.
Markulli, “Kıbrıs Cumhuriyeti, AB Başkanlığı’nın tarihi sorumluluğunu başarıyla ve etkili biçimde tamamlamaya kararlıdır. Amacımız, Türk tehdit ve kışkırtmalarının Kıbrıs Başkanlığını etkilemesine izin vermemek, kendi yolumuzda, kabiliyetimiz düzeyinde Avrupa ve Avrupa halkı için ortak bir gelecek formüle etmeye katkıda bulunmaktır” şeklinde konuştu.
Türkiye Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanımıyor. Lefkoşa’nın Münhasır Ekonomik Bölgesi’nde doğal gaz ve petrol araştırmaya başlama kararından sonra Ankara Doğu Akdeniz’e savaş gemilerini göndermiş, Kıbrıs’ın işgal altındaki bölgesinde bulunan Kıbrıs Türk rejimiyle kıta sahanlığı olarak adlandırılan bölgeyle ilgili bir anlaşma imzalamıştı.
Kıbrıs Mısır ve İsrail’le Münhasır Ekonomik Bölgesi’nde doğal gaz ve petrol kaynakları araştırmak amacıyla sınır belirleme anlaşması imzalamıştı. Benzeri bir anlaşma da Lübnan’da yapılmıştı. Lübnan Parlamento henüz bu anlaşmayı onaylamadı.
KHA/MG/KBI/2012
BM Kıbrıs temsilcisi Alexander Downer’in KHA’na demeci Maria Myles
Birleşmiş Milletler, bu ay sonunda New York’ta BM Genel Sekreteri ve adadaki iki toplum lideri arasında yapılacak olan toplantıda, üç önemli konuda “iyi bir sonuç” istiyor.
Birleşmiş Milletler, Kıbrıs’ın bağımsızlığında garantör güçler olan Yunanistan, Türkiye ve Britanya’nın katılımıyla uluslararası bir konferans olmadan devam etmekte olan Kıbrıs barış sürecinin sonuçlandırılamayacağına inanıyor.
Kıbrıs Haber Ajansı’na (KHA), 23-24 Ocak 2012’de New York, Greentree toplantısı öncesinde bir demeç veren BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer, “siyasi isteklilik” ve uzlaşma ruhu olması durumunda, bekleyen özlü konularda bir anlaşmanın perçinlenme olasılığı olduğunu, ikin liderin, Cumhurbaşkanı Dimitris Hristofyas ve Kıbrıs Türk Toplumu Lideri Derviş Eroğlu’nun müzakere masasında bunu sergileyeceklerine inandığını belirtti.
BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı, iki liderin konuşması için üç gerçek konu olduğunu, bunların dönüşümlü başkanlığın ve bir başkan yardımcılığının seçimi, vatandaşlık konusu ve mülkiyet rejimi olduğunu, toprak ayarlamalarında karara varmadan bunların sonuçlanamayacağını bildirdi.
“Bizim teorimiz özlü konularda anlaşmaya varmaları halinde, birçok ayrıntı yerli yerine oturacaktır” diyen Downer, bu özlü konulardan birinin 1960 Garantiler, İttifak ve Kuruluş Anlaşmaları olduğunu, bunun Kıbrıs’ın egemenliği ve bağımsızlığının üç garantör gücünün (Britanya, Yunanistan ve Türkiye) katılımıyla uluslararası bir konferansta görüşüleceğini ifade etti.
Downer’in bahsettiği diğer özlü konu ise toprak ayarlaması, harita ve rakamların fiili ayrıntıları oldu. Özel Danışman, her iki liderin de başta uluslararası bir konferansı görüşmeye karar verdiklerini söyledi.
BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı şöyle devam etti:
“Toprak ve mülkiyeti görüşebilirsiniz. Ancak sınırlara nihai şeklini veremezsiniz.”
“Plan, Greentree’de, yürütme, mülkiyet ve vatandaşlık üzerinde ne yapmak istediğimizi şekillendirmektir. Bunu yapabilirsek çok iyi bir şey elde etmiş olacağız.”
Ekonomi ve AB konularında yakınlaşma, iç güvenlik konularında hemen hemen yakınlaşmalar olduğuna dikkati çeken Alexander Downer, “Bu süreç olacak gibi görünüyor. Eğer sonunda bu konularda bir anlaşmaya ve birbirlerinde kilometrelerce uzak kalırlarsa, ki onların aslında nerede olduklarına bu açık bir beyan değildir, bir olasılıkla onlar için daha fazla bir şey yapamayacağımız bir noktaya ulaşacağız
Greentree’de neyi başarılı olarak tarif edebileceği sorusuna Downer, “Yürütmede, güç paylaşımı ve yönetimin bir ve iki yönünde iyi bir sonuç elde edersek o zaman orada büyük ölçüde bir şeyler yaptığımızı söyleyebileceğiz” şeklinde konuştu.
Mülkiyet üzerinde iyi bir sonucun “Doğru yoldayız” anlamına geleceğini vurgulayan Özel Danışman, ondan sonra müzakerelerin çok uluslu bir konferansa yöneleceğini duyurdu.
Uluslararası bir konferans olmadan sürecin bitirilemeyeceğine işaret eden Downer, bu girişimde bir zaman sınırı olup olmadığı sorusuna, süreci “inanılmaz şekilde zor” tarif ederek yanıt verdi ve Greentree’de nelerin ortaya çıkacağının beklenilmesi ve görüşmesi gerektiğini, bu süreç için gerekli önkoşulların sebatlı ve yürekli olmaktan geçtiğini kaydetti.
Downer, “iyi sonuç” alma beklentileri üzerinde Birleşmiş Milletlerin gelecek toplantıda hedefinin şu olduğunu söyledi:
“Başarılı olma olasılığı bulunmadığını düşünmesek bu toplantıyı düzenlemezdik. Bir risk almanız gerekiyor, başarısız olabilir ve bütün süreç çökebilir ancak başarılı da olabilir ve süreç ilerleyebilir”.
BM’nin ne zamana kadar bu sürece devam etmeye hazırlandığı konusunda Downer, Kıbrıs’ın bu yıl Temmuz ayında başlayacağı AB Başkanlığı’na değindi ve bunu gelecek yıl cumhurbaşkanlığı seçimlerinin izleyeceğini belirtti.
Alexander Downer, “Aslında konu zaman değildir. Çıkmaza girersek o zaman biter, girmezse toplantı sonuç verir. Bu görevin yapılması gerekir. Bu süreç bir anlaşma olursa veya tam bir çıkmaz olursa sona erer. Özlü konularda bir anlaşma istiyorsanız, o zaman kısa bir zaman içerisinde bunu yapmalısınız. Birçok ayrıntıyı yazmak için yüzlerce, yüzlerce saate ihtiyacının olmaz. İkisi de ötekinin görüşlerini biliyor. İhtiyacınız olan zaman değildir, siyasi istekliliğe ihtiyaç vardır” dedi.
Birleşmiş Milletlerin Kıbrıs’ın AB Başkanlığı’nı niçin engel gördüğünü açıklaması istenen Downer, Kıbrıs’ın toplantılara başkanlık etmesi gerektiğini, zaman sınırlamaları olduğunu ve Kıbrıs’taki karar alıcıların AB konularına yoğunlaşmaları gerektiğini hatırlattı.
Alexander Downer, “Yine de başkanlığın aylar sonra olacağını söylemeliyim. Özlü konularda anlaşma aylar almaz, gerçek isteklilikle, gerçek siyasi havayla, uzlaşma ruhuyla ve zeki müzakerelerle süratle yapılabilir” dedi.
Bir başka soru üzerine Birleşmiş Milletlerin başarısızlık riski olsa bile Greentree’yi erteleme planları olmadığını vurgulayan Özel Danışmanı, liderlerin niçin hala anlaşmaya varamadıkları sorusuna, liderlerin birçok şeyleri olduğunu, ancak kapatılmamış özlü konular bulunduğunu bildirdi.
BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı, “Eğer hiç anlaşamayacaklarını düşünseydim, bu sürecin tamamen çıkmaza girdiğini söyleyecektim ama öyle görmüyorum” şeklinde konuştu.
Downer KHA’na demecinde, iki lidere son haftalarda ortaya çıkan çıkmazı kırmak için yolları bulmaları çağrısında bulundu ve bu sürecin bu dönemde en az canlandırıcı aşama olduğunu ifade etti.
BM’nin müzakerelerdeki rolüyle ilgili olarak Alexander Downer şöyle dedi:
“Biz yardımcıyız, iki tarafla konuşuruz, görüşlerini anlamaya çalışırız ve zaman zaman taraflara öteki tarafın görüşlerini izah ederiz.”
“Görüşleri bakımından kontrolü ele almayız, biz burada yardım için varız.”
“Genel Sekreter Greentree’de, özel toplantılarla, kendi benzersiz yoluyla elinden geleni yapacaktır.”
Toplantının “batacak mı çıkacak mı” sorusuna Downer, bunun ne başarı ne başarısızlık olacağını, ‘Batacak mı çıkacak mı’ ifadesinin kendi ifadesi olmadığını belirtti.
İki liderin bir anlaşmaya varma niyetleri konusunda da Özel Danışman, “Bir anlaşma istiyorlar ama hangi şartlarda. Anlaşmanın, istediğiniz her şeyiniz olacak anlamında olmadığını anlamanız gerekmektedir. Her ikisinin de değişik başlangıç noktaları vardır, zemin feci şekilde bölünmüştür. Her ikisinin de bir anlaşma için çalıştığını düşünüyorum. İnsanların ne Sayın Hristofyas’ın ne de Sayın Eroğlu’nun bir anlama yapmayacak kadar ‘kötü niyetli’ oldukları yönündeki iddialarını tamamıyla reddediyorum. Bir anlaşma istemiyorlar demek adil değildir” şeklinde konuştu.
Cumhurbaşkanı Dimitris Hristofyas ve Kıbrıs Türk Toplumu Lideri Derviş Eroğlu, 23-24 Ocak 2012 tarihlerinde New York, Greentree’de Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’yle görüşecekler. Bu onların, Kıbrıs müzakereleri şu anda olduğu gibi süremez diyen Ban’la üçüncü görüşmeleri olacak.
Hemen geri çekilmesini içeren BM kararlarını ihlal eden Türkiye’nin Kıbrıs’ın kuzeyinde % 37’lik toprağını istila ve işgalinden dolayı ada 1974’ten bu yana bölünmüş bulunuyor.
KHA/MG/KBI/2012
Danimarka: AB krizini yeniden çözmeye yardımı amaçlıyoruz Maria Konyotu
 Danimarka’nın Kıbrıs Büyükelçisi Kristen Geelan’e göre, 1 Ocak 2012’de AB Konseyi dönem başkanlığına başlayan Danimarka, birliği sürmekte olan ekonomik krizden çıkarmak için önemli katkılarda bulunmayı istiyor.
Kıbrıs Haber Ajansı’na özel bir demeç veren Büyükelçi Geelan, 2012’nin ikinci yarısında üstleneceği AB Başkanlığı’nı üstlenecek olan Kıbrıs’ın da AB işbirliğini daha da artırmaya katkıda bulunacağını söyledi.
Büyükelçi Geelan, ülkesinin Euro bölgesi üyesi olmayabileceğini, ancak Euro üyesi gibi Euro bölgesindeki yoğun krizle ilgilendiğini bildirdi; Danimarka AB Başkanlığı’nın isteğinin Avrupa’nın ekonomik olarak sürdürülebilir hale gelmesi, yapısal reformlara, bütçe disiplinine, mali sektörün daha güçlü düzenlenmesine yoğunlaşması olduğunu belirtti.
Türkiye’nin Kıbrıs’ın AB Başkanlığı sırasında AB’yle ilişkilerini dondurma kararına değinen Kristen Geelan, Avrupa Konseyi’nin konuyla ilgili son kararını hatırlattı ve “Biz de bu kararların bir parçasıyız” şeklinde konuştu.
“Türkiye’nin birlik üyesi olması AB üyesi ülkelere, aynı zamanda Türkiye’ye bağlıdır. Müzakereler halen duraklama dönemindedir ancak her şey değişebilir” diyen Büyükelçi Geelan, Danimarka hükümetinin Türkiye’nin üyelik hedefini desteklediğini, müzakereler için yolu açık tutmak istediğini ve Türkiye’yle olumlu bir diyaloga katkıda bulunduğunu bildirdi.
Kıbrıs sorunuyla ilgili olarak da Danimarka Büyükelçisi, ülkesinin Birleşmiş Milletler gözetiminde devam etmekte olan doğrudan müzakereleri desteklemeye, tarafları, bir an önce iki toplumun yararına olacak kapsamlı bir çözüm için cesaretlendirme devam ettiğini duyurdu.
Geelan, Danimarka AB Başkanlığı’nın, Kıbrıs’ta Danimarka’yla ilgili genel bilgi vermeyi artırma potansiyelinin altını çizdi ve “Bizde var olan bazı deneyimleri, özellikle enerji verimliliğinde yatırımı ve belki de sosyo ekonomik yapı alanlarında da paylaşma olasılığını memnuniyetle karşılıyoruz” dedi.
Danimarka Büyükelçisi, hükümetlerinin önceliğinin sorumlu bir Avrupa, dinamik bir Avrupa, yeşil bir Avrupa ve güvenli bir Avrupa olarak belirlendiğini belirtti.
Kristen Geelan, şimdiki yedi yıllık AB bütçesinin kabaca bir trilyon Avro olduğuna işaret etti ve “Yoğunlaştığımız ana konu bu bütçeyle ekonomik zorluklara karşı koymak, bu bütçenin büyük bir bölümünün, büyümeyi, iş olanaklarını ve yenilenmeyi teşvik edecek doğru politikalara yöneltildiğinden emin olmaktır. Danimarka AB Başkanlığı, Avrupa’yı ekonomik yönden daha sorumlu hale getirmeye katkıda bulunmayı umut etmektedir” şeklinde konuştu. Bu, ekonominin yönetimi üzerine yeni kurallara uymak ve uygulamakta siyasi bir isteklilik anlamına gelmektedir. Şu anda yavaşlamakta olan bir Avrupa görmekteyiz. Rekabet edilebilirliğimizi kaybetmekteyiz. Bunun Avrupa’da işbirliği için, Avrupa’nın rekabet edilebilirliği için gerçekten önemli bir dönem olduğunu anlamamız gerekmektedir” dedi.
Büyükelçiye göre, Avrupa’nın dinamikleri tehdit altında. Kristen Geelan şöyle devam ediyor:
“Bu bizi kaygılandırıyor. Avrupa’nın rekabet edilebilirliğini güçlendirmek istiyoruz. Globalleşmenin bütün avantajlarından yararlandığımızdan emin olmak istiyoruz. Başkanlığımız sırasında somut sonuçlar almak, kurumları güçlendirmek, yöntemleri ve işbirliğini güçlendirmek istiyoruz.”
“Danimarka Başkanlığı da yeşil bir Avrupa teşvik ediyor ve daha çevreci Avrupa ekonomileri, daha çevreci büyüme görmeyi ümit ediyor. Uzun vadede yüksek yaşam standartlarımızı ve refahımızı korumak istiyorsak birbirine bağlı görüşlerimizi sürdürmemiz, politikalarımızda çevre görüşlerimizi yansıtmaya devam etmeliyiz.”
“Ve son olarak Danimarka Başkanlığı, hem içte hem de dışta güvenli bir Avrupa sağlayacaktır. Şengen sisteminin baskı altına alındığı son durum, uygun tepkiler sağlamak için AB’nin ortak sığınma sistemini sonlandırmamız, Avrupa genelinde sığınma isteyenlerin değerlendirilmesi ve daha güçlü bir Şengen işbirliği için çalışılması gerektiğini bize hatırlatıyor.”
Büyükelçi, güvenli bir Avrupa’nın dünya işlerinde Avrupa Birliği için daha güçlü bir sesin desteklenmesi anlamına da geldiğini, Avrupa Birliği’nin sadece bir ses çıkmasıyla diğer uluslarla ilişkilerimize devamlılığı ve öngörüyü getirebileceğini ifade etti.
Danimarka hükümetinin Başkanlığa gerçekçi ve uygulamacı bir yaklaşımı benimsemeyi kararlaştırdığını söyleyen Geelan, “Avrupa projesinin işlemde olmaya devam ettiğinden, Avrupa’da yaşayan 500 milyon kişi için önemli sonuçlar sağlamaya devam ettiğinden emin olmak istiyoruz. Dijital çağa tek piyasayı getirmemiz gerekiyor. AB ülkelerindeki 22 milyonu aşkın işsize yeni fırsatlar yaratmak için çevreci bir gündem şekillendirmesi amacıyla Avrupa liderliğinin güçlendirilmesini istiyoruz” dedi.
Danimarka’nın Kıbrıs Büyükelçisi Kristen Geelan, şöyle devam etti:
“Avrupa şirketlerinin son teknolojide olması için daha fazla yardım etmek, Avrupa Birliği’nin gelecekteki bütçesiyle ilgili somut ilerleme elde etmek istiyoruz. Danimarka’nın AB Başkanlığı sırasında bir anlaşma elde edebilirsek çok iyi olacaktır. Ancak Avrupa’nın gelecek bütçesi üzerinde bir anlaşma, bir olasılıkla bizim AB Başkanlığımızdan sonra olacaktır. Dolayısıyla yine gerçekçi bir yaklaşım gösteriyoruz.”
“Ortak Tarım Politikaları, Uyum Politikası gibi ana alanlarında anlamlı bir reform için uğraşmalı ve elde etmeliyiz. Ekonomik büyümenin oluşması ve yeni iş olanakları yaratılması yönünde AB fonlarını yönlendirmeyi kesin olarak taahhüt ediyoruz. Dolayısıyla bütün bunları toparlamak için AB Başkanlığı mali durum üzerine, iç piyasayı geliştirmeye, Avrupa’nın rekabet edilebilirliğini korumaya, çevreci ekonomiyi yaratmaya ve korumaya, daha güvenli bir Avrupa yaratmaya yoğunlaşacaktır. Ve tabii ki Avrupa gelen göçmenlerin sayısındaki artışıyla ilgili son yaşadıklarımız yeniden, ‘kapımızı çalan artan göçmenlerle üstesinden nasıl geleceğiz’, AB’nin Şengen işbirliğini güçlendirmeye nasıl devam edeceğiz’ sorularını gündeme getiriyor.”
Danimarka Başkanlığı’nın çevreci politikasıyla ilgili olarak da Büyükelçi Geelan, çevreden bahsettiğini ancak enerji verimliliğinden, enerji verimliliğinde artan yatırımlardan ve yenilenebilir enerjiden de bahsettiğini belirtti.
Kristen Geelan, “Sanıyorum, hala bölümlerden oluşan alanlardan biri olan Avrupa enerji politikasıyla AB 27 olarak uğraşmanın zor bir konu olduğu oldukça açıktır. Biz, sürekli büyümeyi korumak için çevreci teknolojilerde de yatırımlarımızı ve enerji verimliliğini artırmamız gerektiğini de söylüyoruz. Kendimizi piyasa dalgalanmalarına açık tutmaya izin vermediğimizden emin olmamız gerekiyor. Enerji üreticileri olarak çok önemli bir konu olan Avrupa Birliği’nin sürekli büyüyeceğine ve gelişeceğine inanmalıyız” şeklinde konuştu.
Münhasır Ekonomik Bölgede yapılan sondajın petrol rezervleri olduğunu gösteren Kıbrıs’ın AB enerji sektörüne olası katkısıyla ilgili bir soruya da Büyükelçi, bundan memnuniyet duyacakları yanıtını verdi.
Geelan şöyle, “Bunun Avrupa enerji güvenliğine çok memnuniyet verici bir katkısı olacağı açıktır. Bu bir para sorunu değildir. Bu, enerji kaynakları ve enerji güvenliği anlamında gelecek nesillere yatırımlarla ilgilidir. Buraya yoğunlaşmamız gerektiğini düşünüyorum” dedi.
Kıbrıs, Münhasır Ekonomik Bölgesinde doğal gaz ve petrol rezervleri araştırması için Mısır ve İsrail’le Münhasır Ekonomik Bölge sınırlaması anlaşması imzalamıştı. Benzeri bir anlaşma da Lübnan’la imzalandı, ancak Lübnan Parlamentosu bu anlaşmayı henüz onaylamadı. Kıbrıs’ın Münhasır Ekonomik Bölgesi’nde sondaj çalışmaları başladı. Çalışmalar merkezi Houston’da bulunan Noble Energy şirketi tarafından Kıbrıs’ın güney doğu kıyıları açıklarında yürütülüyor.
Euro bölgesi üyesi olmayan Danimarka’nın mali krizin olduğu bir dönemde AB başkanlığını üstlenmesini yorumlaması istenen Büyükelçi, ülkesinin Euro bölgesi üyesi olmayabileceğini belirtti; “Ancak biz en az Euro bölgesi üyeleri kadar Euro bölgesindeki krizin büyüklüğüyle ilgileniyoruz. Başkanlığımız sırasında krize çözümün yolunun açılmasına yardımcı olmak için elimizden geleni yapacağız” dedi.
Kristen Geelan, Komisyon’un en son Avrupa Konseyi’nde alınan kararları ele alarak görüşmeler için olası bir platform olacak ilk taslağı dağıttığını, şu ana kadar bunun kendilerine müzakereler için iyi bir zemin olarak göründüğünü kaydetti.
Büyükelçi, “Bu Euro bölgesi üyesi olmayan ülkelerin de gelecekteki anlaşmaya taraf olmalarına olanak sağlayacak. Dolayısıyla Euro bölgesinde olmayabiliriz ama bütün gayemiz tam üye gibi başkanlığımızı yürütmektir” şeklinde konuştu.
Ülkesinin 2012’de üstleneceği başkanlığı öncesinde Kıbrıs’la işbirliğine ilişkin bir başka soru üzerine de Geelan, Üçlü dönüşümlü başkanlık ülkeleri Polonya, Danimarka ve Kıbrıs’ın 2009’un başında ortak bir platformda çalışmaya başladıklarını, ortak platform ve üçlü programlar için görüştüklerini bildirdi.
Bunun Kıbrıs’ın ilk AB başkanlığı olurken Danimarka’nın 7’nci Avrupa Konseyi başkanlığı olacağına dikkati çeken Büyükelçi, “Dolayısıyla biraz bilgimiz vardır. Ancak açıktır ki bu bir AB ülkesinin ilk kez Avrupa Konseyi Başkanlığı’nı üstlendiği anlamına gelmiyor. Özellikle çevre konularından Kıbrıs’tan belirli talepler almaktan çok mutlu olacağız” dedi.
Danimarka Büyükelçisi KHA’na özel demecinde, “Ancak birlikte çalışmak yardımın iki yönde yapıldığı anlamına da geliyor. Dolayısıyla Kıbrıs Danimarka’nın dışında kaldığı Ortak Savunma ve Güvenlik Politikası’yla ilgili bazı çalışma grupları konusunda Danimarka’ya da yardım edecektir. Ayrıca Avrupa gelişim politikasında da yakın çalışma içindeyiz. Danimarka’nın önemli bağış yapan bir ülke olarak oldukça fazla deneyimi ve uzmanı vardır” şeklinde konuştu.
Geelan, Kıbrıs’ın başkanlığı süresince Avrupa’yı hareketlendireceğinden emin olduklarını vurguladı.
Danimarka Büyükelçisi şöyle devam etti:
“Gelecek altı ay, Kıbrıs’ta Danimarka’nın tam olarak tanınmasını artırmak için altın bir fırsat olacaktır. Bu konuda en çok ilgilendiğim bizde olan bazı deneyimleri, enerji verimliliği, yenilenebilir enerjide, yatırımla ilgili kazandığımız bilgiyi paylaşmaktır.”
Geelan, Danimarka’nın oldukça büyük bir kamu sektörü olduğunu, oldukça dikkatle hazırlanmış bir sosyal bünyesi bulunduğunu anlattı; “Yaşlılar için uygun bakım tesislerinin gelişmesi, kamu hizmetlerini daha etkili ve verimli hale getirmek için bazı deneyimlerimizi paylaşmaktan memnuniyet duyacağız” dedi.
Kıbrıs’ın AB Başkanlığı sırasında Türkiye’nin birlikte ilişkilerini dondurma yönündeki kararına ilişkin açıklamalarını yorumlaması istenen Büyükelçi, Avrupa Konseyi’nin en son ülkelerinin Türkiye’nin Kıbrıs’a yönelik açıklamalarıyla ilgili çok açık bir karar aldığına işaret etti.
Kristen Geelan, “Avrupa Konseyi’nin bu kararına ekleyecek bir şeyim olduğunu düşünmüyorum. Üzerinde anlaşmaya varılmış karardan Kıbrıs Dışişleri Bakanı’nın memnun olduğunu belirten açıklamalarına dikkat ettim” şeklinde konuştu.
Büyükelçi Geelan, 2009’dan beri Danimarka Parlamentosu’nda Türkiye’nin AB üyeliğini destekleyen büyük bir çoğunluk bulunduğuna dikkati çekti ve şöyle devam etti:
“Ancak bu destek için Türkiye’nin üyelik gereklerini yerine getirmesini de söylüyoruz. Açıkçası Türkiye’nin üyeliği için bütün AB üyesi ülkeler arasında bir görüş birliği gerekmektedir. Bizim ülke olarak görüşümüz Türkiye’nin üyelik gereklerine yerine getirmesi halinde onların da üye olabilecekleri yönündedir. AB Başkanlığı olarak Konseyin bütün görüşlerini dinleme yükümlülüğümüz vardır. Aynı zamanda müzakereleri yolunda tutmayı ve bunun için uğraşmayı, Türkiye’yle olumlu bir diyaloga katkıda bulunmayı sürdürmeyi önemli buluyoruz”.
Avrupa Birliği’nin genişlemesine ilişkin bir başka soruya da Geelan, “Danimarka genişlemenin güçlü bir savunucusudur. Bu Danimarka başkanlığının, barışın, istikrarın ve Avrupa’da refahın yayılmasından ana temellerinden biridir” yanıtını verdi.
Büyükelçi şöyle devam etti:
“Aynı zamanda gerçekçi olmamız, yeni üyeleri hesaba katıp özümsemek için Avrupa Birliği’nin yeterliğini kriz zamanında da kazanmamız gerekir. Avrupa ailesine kabul edebileceğimiz, Sırbistan, Eski Makedonya Cumhuriyeti gibi hala bazı Avrupa ülkeleri mevcuttur. Sanıyorum AB olarak bizim taahhüdümüzü yerine getirmemiz çok önemlidir. Bu düşük standartlarla ilgileniyoruz demek değildir. Bazı belirli kurallar ve prensipler çoğunlukla AB’nin müktesebatı ve AB ailesine katılmak için ön şartlar olarak belirtiliyor.”
Arap Baharı göz önünde tutularak Avrupa Akdeniz işbirliği, Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde ayaklanmalarla ilgili olarak Danimarka Büyükelçisi, “Bunun, öncelikli duruma getirmeye devam etmemiz gereken bir alan olduğu oldukça açıktır. Bizim, Avrupa Birliği olarak, Akdeniz çevresindeki yeni demokrasilerle ilişkilerimizi güçlendirmeliyiz” şeklinde konuştu.
Geelan, ülkesinin birkaç yıldan bu yana Suriye, Mısır, Fas, Ürdün gibi sivil toplum örgütleri ve insan hakları gruplarıyla çok yakın çalışma yaptıkları Arap girişim denilen ulusal programı olduğunu, bu gelişim programının daha genişini kapsayan Filistin topraklarının da dahil olduğu programdan bahsetmediğini, belirli projelerde Kıbrıs’la çalışmaktan da memnuniyet duyacağını ifade etti.
“Dolayısıyla sanıyorum bu konuda bizim gündemimizde en tepede olmaya ve kalmaya devam edecektir. AB 27 için güçlü bir savunucu olmaya, bu konuyla uğraşmaya devam edeceğiz” diyen Büyükelçi, ülkesinin Libya’yla koalisyonun bir parçası olduğunu, AB 27’deki tartışmalarda Suriye rejimine yönelik yaptırımları savunduğunu, AB Başkanlığı sırasında taahhütlerini yerine getirmeye devam ettiğini belirtti.
Danimarka Büyükelçisi, “Çok çok önemli değişim geçirmekte olan ülkelerin tam olarak uyum sağladığından ve Avrupa Birliği’yle yakın işbirliğiyle ilgilendiklerinden emin olmalıyız. Ancak yakın işbirliğinin ekonomik işbirliğini, diğer bir deyişle bu ülkelerin ekonomilerini nasıl geliştirmeleri gerektiği konusunda yardımı kapsadığını da hatırlamalıyız. Bu ülkelerin birçoğunda, özellikle gençler arasında ve sıklıkla iyi eğitimli kişiler arasında işsizlik oranı yüksektir. Dolayısıyla ana konu bu ülkelerle ve bölgede yakın ekonomik ilişkileri nasıl geliştireceğimizdir. Sadece yardımda değil iş sağlama ve insanlara fırsatlar yaratmada da” dedi.
KHA/MG/KBI/2012
Petridis Kıbrıs’taki Yunan TV programlarının kalitesinden memnun değil Thalia Neofidu
Kıbrıs Radyo Televizyon Kurumu (KRTK) Yönetim Kurulu Başkanı Andreas Petridis, Kıbrıs kanallarında yayınlanan Yunan yapımı televizyon programlarının kalitesinden büyük endişe duyduğunu söyledi.
Kıbrıs Haber Ajansı’na bir demeç veren Petrides, Kıbrıs’ın Yunan kanallarının televizyon “çöp yığınları”na dönüşmesinden korktuğunu ifade etti.
Andreas Petridis, “Bu tehlike vardır. Çünkü Kıbrıs’ın televizyon kanalları için ana televizyon programları kaynağı Yunanistan’dır. Ve maalesef Yunanistan’daki televizyonun manzarasından ve ekonomik krizden dolayı, Kıbrıs’ın çekici fiyatlarla Yunanistan’ın televizyon programı gerçek bir risk altındadır” dedi.
Kurum tarafından hazırlanan yeni bir yasadan bahseden, ana hedefin, diğer özel televizyon kanallarıyla Kıbrıs Yayın Kurumu’nun eşit denetim ve kontrolünün yapılması olduğunu belirten Petridis, yeni yasaya, Avrupa yönetmeliklerine ve dijital alana geçişle ilgili yayın izinlerindeki değişikleri anlattı.
Kıbrıs Radyo Televizyon Kurumu (KRTK) Yönetim Kurulu Başkanı Andreas Petridis, KRTK tarafından yayımlanan, genel ve içerikli televizyon kanalları şeklinde olmak üzere iki tür televizyon izni olduğuna işaret etti.
İçerikli bir televizyon kanalının programlarını % 80’ini, spor, müzik vs. gibi belirli bir tema üzerinde yayınladığına, bir genel televizyon kanalında ise haberler, kültür programları gibi türler bulunması gerektiğine dikkati çeken Andreas Petridis, izin için en ana ön koşulun hissenin nominal değerinin % 25’i aşmaması olduğunu; yerel televizyon programları yapımı için gereken koşulların ortadan kalktığını, birlik hukuku altında yerel ve Avrupa yapımlarının seçilemeyeceğini kaydetti.
Petridis, “Avrupa yönetmeliği Avrupa yapımı dediğimiz şeyi belirliyor. Dolayısıyla program Kıbrıs’ta, Yunanistan’da veya Fransa’da yapılıyorsa bu bir Avrupa yapımı oluyor. Dolayısıyla bir Kıbrıs programı veya Kıbrıslı olmayan program diye seçemeyiz” şeklinde konuştu.
Bir Kıbrıs televizyon kanalında son günlerde meydana gelen geçici işten çıkarmalardan da bahseden Andreas Petridis, Kıbrıs Radyo Televizyon Kurumu’nun yayıncılarla çalışma ilişkilerindeki görevine değindi ve bu makamın ancak izin aşamasında çalışanlarla ilişkiler hükmüne müdahale edebileceğine ve başvuru sahiplerine sözleşme imzalaması için güç kullanamayacağına işaret etti.
Petridis, “İşveren ve çalışan arasında bir sözleşme imzalanamamasında başarısızlık durumunda yetkili kurum, sektör ilişkileri kanununda referansın bulunduğu Çalışma Bakanlığı’dır. Başsavcının da yazılı bir görüşü vardır, ortak bir anlaşma yapmak için başvuru sahibinden TV izni talep etmek yasal değildir demektedir. Bu konuda Kıbrıs Radyo Televizyon Kurumu’nu suçlayanlar yanılıyorlar. Çünkü Kurumun bir şey söylemeye yetkisi yoktur”.
Andreas Petridis, Kıbrıs Radyo Televizyon Kurumu’nun çabalarının yayıncılara, kurumlarının yaşayabilmesi için ekonomik durumlarını iyileştirmede yardımcı olma yönünde olduğunu söyledi ve televizyon reklamcılığında bir kanun hazırlanmasını örnek olarak gösterdi.
Petridis, “Televizyonda reklamların, belirli sayıda ve zaman sınırlamasıyla ticari aralarda yapılmasının kararlaştırılmıştır. Bu hükmü kaldırmaya, saat başı 12 dakika reklamla Avrupa Yönetmeliğiyle uyum sağlamayı tasarlıyoruz. Bu televizyon istasyonuna izleyicilere ve programın türüne bağlı olarak reklam aralarına yeniden programlama fırsatı verecek, böylelikle kurumun gelirinin daha iyi olması sağlanacak” dedi.
Kıbrıs Radyo Televizyon Kurumu Yönetim Kurulu Başkanı, makamın televizyon programlarını daha etkili şekilde ve artan verimlilikle kontrol etme yeteneğini artırmak amacıyla teknolojik gelişme çalışmalarından da bahsetti.
Andreas Petridis, Kurumun bu doğrultuda Macaristan kurumuyla yakın işbirliği çalışmalarını anlattı ve televizyon programlarını kaydedip saklayacak modern sistemler Şubat ortasına kadar gerekli ekipmanın satın alınacağını duyurdu.
Petridis, “Bu çok önemli bir adımdır. Çünkü kurulun verimliliğini önemli ölçüde artıracak, televizyon programlarının daha sistematik şekilde takip edilmesine izin verecek, yayınlara yönelik şikayetleri araştırma zamanını önemli ölçüde kısaltacaktır” şeklinde konuştu.
Kıbrıs Radyo Televizyon Kurumu Yönetim Kurulu Başkanı Andreas Petridis, kurumun kanunun ihlal edilmesini önlemek için etkin bir araç bulduğunu, bununla birlikte kurumun denetim görevinin kontrol altında tutma olarak düşünülmemesi gerektiğine dikkati çekti.
Petridis, görevlerinin daha kapsamlı olduğunu, temasları bulunduğunu, yayını şekillendiren gazetecilerle, radyo ve televizyon istasyonu yöneticileri, özel ve kamudan diğer ilgililerle sürekli temaslar diyaloglar olduğunu ifade etti.
KHA/MG/KBI/2012
Kıbrıs’ın AB Daimi Temsilcisiyle mülakat Athena Arsalidu
Kıbrıs’ın Avrupa Birliği Daimi Temsilcisi, Büyükelçi Kornelios Korneliu, Kıbrıs’ın ilk kez Temmuz ayında üstleneceği AB Konseyi başkanlığı’nın Kıbrıs Cumhuriyeti için bir “olgunluk sınavı” olacağını belirtti.
Korneliu Kıbrıs Haber Ajansı’na (KHA) mülakatında, “Kıbrıs’ın AB başkanlığının kalbinin, AB’nin başkenti Brüksel’de, daha belirgin bir şekilde Kıbrıs’ın AB Daimi Temsilciği’nde atacağını”, “başkanlığın gücünün günlük olarak sınavdan geçeceğini” söyledi.
Korneliu, başarılı bir AB Başkanlığının, anlamlı bir şekilde Kıbrıs’ın siyasi arenadaki yerini güçlendireceğine, karşılığında bunun 1974’teki Türk işgalinden bu yana bölünmüş olan ülkenin yeniden birleşmesi çabalarına katkıda bulunacağına işaret etti.
Kornelios Korneliu, Kıbrıs’ın altı aylık dönem başkanlığı sırasında AB başkanlığıyla ilişkilerini donduracağını resmi olarak belirten Türkiye’nin Avrupa Konseyi’nin Türkiye’nin tutumuyla ilgili son görüşünü dikkate alması gerektiğini vurguladı.
Korneliu, bir seçenek olarak Türkiye’nin elde edeceği tek şeyin AB müzakere sürecini daha da karmaşık hale sokmak olacağını kaydetti.
Avrupa Konseyi’nin Aralık 2011’deki kararında 27 AB üyesi ülkenin devlet ve hükümet başkanları, Birlik Anlaşması’nda AB’nin ana kurumsal özellik olan “Konsey Başkanlığı’nın görevine tam saygı gösterilmesi”ne yönelik çağrıda bulunmuştu.
Kıbrıs’ın AB Başkanlığı sırasında müzakere edilecek en zor konuların neler olacağı sorusuna Korneliu, en zor olan konulardan birinin Çok Yıllı Mali Çerçeve olabileceğini, müzakerenin 2012’nin sonuna kadar kapanması, Avrupa Sığınma Sistemi’ne de Kıbrıs’ın Başkanlığı sonunda karar verilmesi gerektiğini, bunun yanında Euro Bölgesi’ndeki krizin de zor konulardan biri olacağını belirtti.
Kıbrıs’ın Avrupa Birliği Daimi Temsilcisi, Büyükelçi Kornelios Korneliu, “Yakın zamanda nihai haline gelecek olan bizim kendi önceliklerimizin yanında, önceki başkanlıktan, Danimarka’dan kalan konularla da ilgilenmemiz gerekecek” şeklinde konuştu.
Kıbrıs’ın dönem başkanlığını üstlendiği altı ay boyunca AB’la ilişkileri donduracağını söyleyen Türkiye’nin duruşu konusunda Kıbrıs’ın AB Başkanlığı’nın ne düşündüğü sorusuna Kornelios Korneliu, Türkiye’nin bu tutumuna Avrupa Birliği’nin, Avrupa Konseyi’nin ve son olarak geçen yıl AB Dışişleri Bakanlığı tarafından yanıt verildiğini hatırlattı.
Korneliu, “Türkiye mesajı almıştır. Nasıl hareket edeceği, nasıl tepki vereceği diğer her birliğe aday ülke olarak Ankara’nın bileceği iştir. Aksi takdirde Türkiye’nin tek elde edeceği AB müzakere sürecini daha da karmaşık hale getirmektir. Türkiye beğense de beğenmese de Kıbrıs Cumhuriyeti 1 Temmuz’dan itibaren altı aylık bir süre için AB Konseyi Başkanlığı’nı üstlenecektir” dedi.
AB Başkanlığı’nı üstlenecek ülkenin görevinin ulusal konuları veya ikili sorunları desteklemek veya ikili sorunları çözmek olmadığını ifade eden Kıbrıs’ın Avrupa Birliği Daimi Temsilcisi, Büyükelçi Kornelios Korneliu, “AB Başkanlığı’nın ulusal sorunları desteklemek ve çözmek için istismar etmeye çalışmak talihsizlik olacaktır. Avrupalı bir şekilde, Kıbrıs’ın modern yüzünü öne çıkaracak şekilde hareket etmeli ve bir devlet olarak güvenilirliğimize vurgu yapmalıyız” şeklinde konuştu.
Kıbrıs’ın Avrupa Birliği Daimi Temsilcisi, Büyükelçi Kornelios Korneliu, Kıbrıs sorununa çözüm bulmak BM gözetiminde yapılmakta olan müzakerelerdeki gelişmelerin AB başkanlığının yansıra devam edeceğini, ancak başka düzeyde devam edeceğini, AB başkanlığı çerçevesinde devam etmeyeceğini bildirdi.
Başarılı bir AB Başkanlığı’nın önemli bir şekilde devleti güçlendireceğini, siyasi arenada uluslararası güvenilirliğini ve prestijini artıracağını belirten Korneliu, bunun karşılığında başarının Kıbrıs’ın durumunu güçlendireceğini ve Kıbrıs sorununun çözün çabalarına katkıda bulunacağını ifade etti.
Büyükelçi Kornelios Korneliu, “Benim görüşüme göre Kıbrıs Cumhuriyeti’nin AB başkanlığı, altı yıllık bir üyelikten sonra Avrupa Birliği’nin bir üyesi olarak Kıbrıs için bir olgunluk testi olacaktır” dedi.
Korneliu, Kıbrıs’ın başkanlığı sırasında, Avro bölgesindeki krize bağlı olarak Avrupa Konseylerinin sayısının artmasının beklendiğini, Brüksel ve Lüksemburg’da Kıbrıs’ın başkanlık edeceği 60’ı aşkın bakanlık toplantısının yapılacağını söyledi.
Kornelios Korneliu, bundan başka, Konseyin çalışma gruplarının yaklaşık 1500 toplantı yapacağını, bütün toplantıların Kıbrıslılar tarafından yönetileceğini, ayrıca 15’i gayri resmi bakanlık konseyleri olmak üzere çok sayıda toplantının da Kıbrıs’ta yapılacağını duyurdu.
Kıbrıs’ın AB Başkanlığı’nın Brüksel ve Strazburg’taki Avrupa Parlamentosu toplantılarında da temsil edileceğine işaret eden Korneliu, Kıbrıs’ın, Lizbon Anlaşması’nın onaylanmasından sonra önemi artan Avrupa Parlamentosu’nun görevine büyük önem verdiğini vurguladı.
Kornelios Korneliu, bütün bakanlıklardan, Devlet Hukuk Dairesi’nden, Planlama Bürosu’ndan Kıbrıslı memurların, dahil Brüksel’deki Daimi Temsilcilikte görevli Kıbrıslıların sayısının, bunun yanında Avrupa Komisyonu’nda çalışan Kıbrıslıların altı aylık AB başkanlığı sırasında 200’e çıkarılacağını kaydetti.
Üçlü başkanların ilki Polonya’nın Kıbrıslılardan daha çok memuru bulunduğunu, Danimarka’nın memurlarının ise daha az olduğunu, ancak bunun coğrafik uzaklıkla ilgisi bulunduğunu da belirten Büyükelçi, Konseyin çalışma gruplarıyla ilgili AB başkanlığı’nın görevlerinden de bahsetti.
Korneliu, AB üyesi ülkeler arasında değişik görevler arasında doğru dengeyi bulmak için başkanların karar verme görevlerinin olacağını, bazı konuların bazı üye ülkeler için hassas ve önemli olduğuna işaret etti.
Kornelius Korneliu, dolayısıyla Kıbrıs başkanının rolünün, üye ülkelerin çıkarlarını korumak, bütün Avrupa Birliği’nin ve birlik vatandaşlarının çıkarları için uzlaşma, görüş birliği bulmak olması gerektiğini anlattı.
Büyükelçi Korneliu, bir anlaşmanın çalışma grupları düzeyinde olmaması halinde, konunun Daimi Temsilciler Komitesi’ne (COREPER) veya AB Başkanlar Konseylerine başvurulacağını da belirtti.
Kıbrıs Cumhuriyeti Mayıs 2004’te Avrupa Birliği’ne tam üye olmuştu. Kıbrıs AB Konseyi başkanlığını Temmuz-Aralık 2012 tarihleri arasında üstlenecek.
Kıbrıs, Türkiye’nin istilası ve adanın % 37’sini işgali dolayısıyla 1974’ten bu yana bölünmüş bulunuyor.
Kıbrıs Cumhuriyeti’ni devlet olarak tanımayan tek ülke Türkiye oluyor. Kıbrıs’ın tanınması, Türkiye ve Avrupa Birliği arasında Ekim 2005’te imzalanan müzakere çerçevesinde Ankara’nın yükümlülükleri arasında bulunuyor.
KHA/MG/KBI/2012
CIPA Başkanı enerjide yabancı yatırım beklentilerini anlattı
Thomas Kettenis
Kıbrıs Yatırım Tanıtım Ajansı (CIPA) Başkanlığı’na yeni atanan Hristodulos Angastiniotis, Kıbrıs’ın Münhasır Ekonomik Bölgesi’nde sürmekte olan sondaj çalışmaların sonucunda, enerji alanında yabancı yatırımları çekmek için büyük beklentilerin olduğunu belirtti.
Kıbrıs Haber Ajansı’na (KHA) bir demeç veren Angastiniotis, CIPA’nın yeni atanan yönetim kurulunun önceliklerini anlattı; Kıbrıs’ın üzerinde yoğunlaşması gereken ülkeler ve bölgelerden bahsetti.
Çin, Rusya, Fransa ve Norveç gibi birçok ülkenin Kıbrıs’ta enerji alanına yatırıma büyük ilgisi olduğuna işaret eden Hristodulos Angastiniotis, doğal kaynaklardan elde edilecek gelirin uzun vadeli kullanılması gerektiğini de ifade etti.
Maliye Bakanı’nın Kasım ayında açıkladığı mali konsolidasyon tedbirlerini de yorumlayan Angastiniotis, Kıbrıs şirketlerinin gelecek iki yıl içinde iş hacmi üzerindeki faaliyetlerinin girişimcileri zora sokabileceğini ve ekonomi üzerinde olumsuz etki yaratabileceğini kaydetti.
CIPA öncelikleri konusunda Angastiniotis, yeni Yönetim Kurulu’nun komiteler şeklinde oluştuğunu söyledi ve “Hemen hemen eski Yönetim Kurulu’nun yapısını izleyeceğiz ki bu da bir yürütme komitesi, bir tanıtım komitesi, bir yatırımı destek komitesi, bir insan kaynakları komitesi, iç denetleme üzerinde bir komite kuracağız demektir” dedi.
Yeni Yönetim Kurulu’nun Kıbrıs’ı yatırımlar için çekici bir ülke haline getirebilmek için nasıl bir tanıtım yapılması gerektiği konusunda bir plan üzerinde çalışacağını bildiren Hristodulos Angastiniotis, CIPA ve onun genişletilmiş rolünün önemiyle ilgili olarak da, CIPA için esneklik içerisinde çalışmanın, kamu sektöründeki bürokratik prosedürü izlememenin önemli olduğunu belirtti.
Angastiniotis, CIPA’dan bir heyetin, ajansın faaliyetlerini koordine etmek için Ticaret, Sanayi ve Dışişleri Bakanları’yla, Cumhurbaşkanı’yla görüşeceğini anlattı ve “herkes CIPA’nın yabancı yatırımları çekmek için Kıbrıs’ın resmi temsilcisi olduğunu anlaması gerekir” şeklinde konuştu.
Yatırımın artırılması için var olan yasaların nasıl değiştirileceğine ilişkin bir soruya Hristodulos Angastiniotis, “Kurumsal Çerçeve Komitesi, bürokrasiyle mücadele ve birçok diğer konu için hukuki öneriler hazırladı ve bunlar onaylandı. Bununla birlikte hazırlanmayı bekleyen daha birçok öneri ve düşünceler bulunmaktadır. Kurumsal Çerçeve Komitesi, Çifte Verginin Önlenmesi Anlaşması hazırlıyor; Kazakistan’la böyle bir anlaşma hazırlandı” yanıtını verdi.
CIPA’nın sonuçlarıyla ilgili bir başka soruyla ilgili olarak da Agastiniotis, birçok yabancı şirketin CIPA aracılığıyla Kıbrıs’ta yatırım yaptığını, daha fazla yatırım yapılabileceğini, özellikle şimdi, Kıbrıs’ın Münhasır Ekonomik Bölgesi’nde doğal gaz kaynakları bulmak beklentileriyle, yabancı yatırımları çekme potansiyeli her zamankinden fazla olduğunu vurguladı.
Kıbrıs Yatırım Tanıtım Ajansı (CIPA) Başkanlığı’na yeni atanan Hristodulos Angastiniotis, bu konuda ayrıntılı bilgi vererek Kıbrıs’taki enerjiye yatırım yapmak isteyen Çin, Rusya, Fransa ve Norveç’ten yatırımcılar olduğunu duyurdu.
Angastiniotis şöyle devam etti:
“Bu sektör gelecek yıllarda Kıbrıs’ın ana merkezindeki sektör olacaktır. Bununla çok dikkatli ilgilenmeliyiz. Doğal gaz kaynakları konusunun siyasi boyutu da olduğunu, hükümetin Kıbrıs’ın Münhasır Ekonomik Bölgesi’nde doğal gaz aramak için ikinci bir izin başlatma hakkı bulunuyor. Diyebiliriz ki en kötü senaryoya göre bile Blok 12’deki kaynaklar gelecek 80 yıl için Kıbrıs’ın ihtiyaçlarını karşılayacak miktardadır. Hükümetin sondaj izni verdiği diğer bloklarda da kaynaklar var. O zaman enerji alanı yabancı yatırımı için en umut verici sektördür ve ekonomimizi kurtaracaktır”.
“Bu konuyu, Norveç modelinde olduğu gibi uzun vadeli düşünmeliyiz. Böylelikle doğal gazın gelirinden acil ihtiyaçlarımızı karşılayabiliriz. Ancak aynı zamanda, devletin bir kısım harcamalarını karşılamak ve Kıbrıs halkının refahını sağlamak için sabit bir yıllık gelir sağlayacak bir ulusal kaynak fonu oluşturmamız gerekmektedir.”
“Bu (doğal kaynaklardan gelecek) para doğrudan harcanmamalıdır. Para, bir anda denetim altına girecek ve Gayrı Safi Yurtiçi Hasıla’ya göre azalacak devletin harcamaları için kullanılmamalıdır.”
Angastiniotis, bu hükümetin geçmiş hükümetler gibi komşu ülkelerle anlaşmalar imzalayarak Münhasır Ekonomik Bölge’nin sınırlarının belirlenmesi yapılması konusuyla çok iyi ilgilendiğini, Türkiye’nin müdahalesi nedeniyle Suriye ve Lübnan’la ilgili konuyu henüz kapatmadıklarını, ancak bu hükümetin ve eski hükümetin çok iyi bir şekilde konuyla ilgilendiklerini söyledi.
Hükümetin önerdiği mali konsolidasyon tedbirleriyle ilgili devam eden görüşmelerle ilgili olarak da Hristodulos Angastiniotis,Maliye Bakanı Kikis Kazamias’ın iyi niyetli olduğunu, çok çalıştığını ve her şeyi yoluna koyma becerisi olduğunu belirtti.
Kıbrıs Yatırım Tanıtım Ajansı (CIPA) Başkanlığı’na yeni atanan Hristodulos Angastiniotis, “Tedbirleri uygulamada geç kalındığı kesindir. Hükümet ve siyasi partiler bundan sorumludur. Ekonomi üzerinde ulusal görüş birliği yoktur” şeklinde konuştu.
Kıbrıs şirketlerine gelecek iki yıl için % 5 vergi koymanın ‘adil’ olmadığını belirten Angastiniotis, Kıbrıs’ta zaten büyük iş kaybına uğrayan birçok şirket bulunduğunu, bu şirketlerin kaybetmeye devam ettiklerini veya kar marjlarının % 05.’in altında olduğunu, girişimcilerin zora sokulması durumunda, büyümenin ve kamu gelirlerinin etkileneceğini, ilerleme ve üretim fazlası olmayacağını, işsizlik ve açıklar olacağını anlattı.
Öte yandan gelecek iki yıl için kamu sektöründe ücret artışlarının dondurulması dahil tedbirleri kabul ettiğini, bu tedbirin üç yıla yayılması gerektiğini, bunun da yeterli olmaması durumunda, yüksek geliri olan kamu sektöründen daha fazla ücret kesintilerine gidilmesi gerektiğini ifade eden Angastiniotis, yüksek geliri olan kamu kesimi çalışanlarının da katkıda bulunabileceğini kaydetti.
Yunanistan kamu borçlanmasıyla ilgili % 50 kesintiler, Kıbrıs bankaları ve yabancı yatırımlara yan etkileri konusunda da Angastiniotis, Kıbrıs bankalarının benzeri görülmemiş bir kriz yaşadığına, onlar için var olan hissedarlarından ve iç piyasadan para almalarının çok zor olduğuna, yabancı kurumsal yatırımcıları çekmenin de zor olduğuna dikkati çekti.
Hristodulos Angastiniotis, bununla birlikte Kıbrıs bankalarındaki yabancı ve dahili birikimlerden endişe duymadığını, Kıbrıs bankalarının maliyetlerini ve faizlerini yeniden gözden geçirmeleri gerektiğini belirtti.
Angastiniotis, “Şimdiki faiz oranlarıyla ekonomiye yardım edemedikleri gibi ekonominin gelişimini, girişimciliği de engelleyecekler” şeklinde konuştu.
Çin’den yatırımları çekme beklentileriyle ilgili bir soruya cevap olarak da Hristodulos Angastiniotis, Çin’in yabancı yatırım için gelecek olduğunu, CIPA’nın Çin’de bir ofis açtığını, cesaret verici sonuçlar alınacağını ve bu ülkeden yatırım beklentileri olduğunu anlattı.
Son olarak 2012’yle ilgili tahminleri konusunda da Kıbrıs Yatırım Tanıtım Ajansı (CIPA) Başkanlığı’na yeni atanan Hristodulos Angastiniotis, gelecek konusunda iyimser olduğunu, CIPA’nın yabancı yatırımı çekmek için mümkün olan her şeyi yapacağını, peşinde koştukları beklentileri olduğunu, bunu başaracaklarına inandığını söyledi.
Maliye Bakanı Kikis Kazamis 18 Kasım’da, Kıbrıs’ın uluslararası piyasalara yeniden girebilme şansını yakalayacak ve mali hedeflere ulaşmayı sağlayacak yeni bir mali konsolidasyon paketi sunmuştu. Bu tedbirler arasında gelecek iki yıl boyunca kamu sektöründe maaş artışlarının dondurulmasıyla 255 milyon Avro (125 milyon Avro 2012, 230 milyon Avro 2013 için) tasarruf edilmesi, gelecek iki yıl için 2,500 Avro’dan fazla kazancı olan özel sektör çalışanlarına ve Kıbrıs şirketlerine % 5’lik vergi konulması bulunuyor.
Merkezi Houston’da bulunan Noble Energy şirketi, geçen Eylül ayından bu yana ülkenin güney kıyılarında, Kıbrıs’ın Münhasır Ekonomik Bölgesi’nde sondaj çalışmaları yapıyor. Şirket, Blok 12 veya Afrodit bölgesi olarak bilinen Kıbrıs’ın güneyindeki bölgede doğal gaz araştırmalar gerçekleştiriyor.
Kıbrıs Mısır ve İsrail’le Münhasır Ekonomik Bölgesi’nde doğal gaz ve petrol kaynakları araştırmak amacıyla sınır belirleme anlaşması imzalamıştı. Benzeri bir anlaşma da Lübnan’da yapılmıştı. Lübnan Parlamento henüz bu anlaşmayı onaylamadı.
Bakanlar Kurulu 23 Kasım’da, Ticaret, Sanayi ve Turizm Bakanı Praksulla Antoniadu’yu, ikinci blokta araştırmalar yapmak için izin verme konusunda gerekli çalışmaları yapmada yetkili kılmıştı.
KHA/MG/KBI/2011
Faneromeni Lisesi: Çok kültürlüğün yuvası
Maria Antouna
Bölünmüş başkent Lefkoşa’nın tam kalbinde, yıkım ve hasarın bir nefeslik ötede olduğu, Birleşmiş Milletler kontrolündeki ara bölgede, yıllardan beri binaların terk edilmiş olduğu bir yerde, bütün dünyadan genç çocukların bir araya gelmesi bazılarını şaşırtabilir.
Yine de bu tam olarak çok kültürlülüğün gelişmesi, Faneromeni Lisesi’nin eğitim programları alanında öncü olarak benimsenen bir teşekkürdür. Okul eski Lefkoşa’da, Venedik surları içerisindedir.
Faneromeni kilisesinin tarihi dayanağı ve yakındaki lise, bölgede bir simge olarak düşünülüyor. Okulun merdivenlerinden çıkan bir ziyaretçi, binanın neo-klasik mimari şekline hayran oluyor.
Teneffüs saati ve öğrenciler okul koridorlarında tasasız bir şekilde koşuşuyorlar. Mutlu yüzler hayat dolu, masumiyeti yansıtıyor. Değişik milletlerden çocuklar Yunancayı akıcı biçimde konuşuyor. Onları duyan biri Kıbrıs’tan mı başka bir yerden mi geldiklerini anlayamıyor.
Kim çocukları çeşitli gruplar ve milletler olarak sınıflandırabilir? Her şeye rağmen yüzlerinde aynı gülümseme, aynı masumiyet, herkese ulaşan bir iç dinginliği var. Burada bütün çocuklar aynı, geleceğe günü ve yaşamı dolu dolu yaşamayı yakalama hedefleri var.
İki kız havadan sudan konuşuyor, neşeyle gülüyorlar.
“Evde Arapça konuşuyorum çünkü anne babam Rumca konuşamıyorlar. Onlara Rumcayı ben öğretiyorum” diyor Irak’tan gelen on beş yaşındaki Yiasmin Akladi. “En azından öğretmeye çalışıyorum” diye ekliyor gülerek. “Annem çalışmıyor ama babam BM’de çalışıyor.”
“Okulda eğleniyorum. Ülkeme dönmek istemiyorum. Ben şimdi Kıbrıslıyım. Böyle hissediyorum. Yedi yıldan beri yaşadığım yer burası.”
Onunla aynı yaştaki arkadaşı Mela Konstantinu Romanya’dan. Babasının Romanyalı Sırp, annesinin Romanyalı olduğunu söylüyor.
“Romanya’ya dönmek istemiyorum. Çok sevdiğim Kıbrıs’ta kalmak istiyorum” diyor Mela ve ekliyor: “Yunanca öğretmeni olmak istiyorum. Artist veya senarist olma fikri de hoşuma gidiyor.”
“Diğer ülkelerden öğrenci arkadaşlarım olması bana genç yaşta ırkçı olmamayı öğretti” diyor Kıbrıslı Rum öğrenci Yorgos Athanasiu da. “Çok şanslıyım çünkü arkadaşlarımdan birçok şey öğrendim, bana ülkelerini anlatıyorlar, dillerini öğretiyorlar.”
“Onları farklı görmüyorum. Bizim gibiler” diyor.
Okul Müdürü Şakalli Argiridu şöyle diyor: “Öğrencilerimiz değişik kültür ve adetleri olan ülkelerden geliyorlar.”
Argiridu’ya göre öğrencilerin birçoğu, Karadeniz yakınlarındaki Pontus’tan gelen Rumlar. Kıbrıslı Rum öğrenciler az ve genellikle karşılık evliliklerden doğma. Hiç Yunanca konuşamayan okul öğrencisi yaklaşık % 20. Bunlar genellikle, Romanya, Bulgaristan, Gürcistan, İran ve Çin’den geliyorlar.
Eski Lefkoşa merkezi, kendisini ikiye bölen 1974’teki Türk işgalinden doğrudan etkilenmiş. Bölgede yaşayan birçok Kıbrıslı Rum buralardan daha uzağa gitmiş. Son yıllarda göçmenlerin bu bölgelerin burada ikamet etme ve eski Lefkoşa’yı yuvaları yapma eğilimi var. Birçok aile fakir ve yaşam düzeyleri düşük.
Okul bir Eğitim Öncelik Bölgesi olarak düşünülüyor. Yabancı öğrencileri eğitmek üzere bir Yunanca dili öğretmeni atanmış. Hükümet ve AB tarafından sosyal dışlanmayla mücadelede ve standardın altında okul performansı olasılığını azaltmak amacıyla finanse edilen Yunan dili öğretim programları sağlanmış.
Okul Müdürü Argiridu, Eğitim Bakanlığı’nın öğrencilere öğleden sonra fazladan Yunanca, matematik, IT, yabancı dil, gazetecilik, beden eğitimi, tiyatro, müzik ve sanat sınıfları açmış.
Güçlüklere rağmen okul yüksek standart sağlamaya devam ediyor, diyor Argiridu, “Okul demokrasi, özgürlük, sosyal adalet gibi insani değerlerle saygı, anlayış, dayanışma, hoşgörü ve sevgi gibi ahlaki değerler de kazandırmaya çalışıyor” diye de ekliyor.
Argiridu, “Geleneklere, tarihe, dine, dile ve özellikle etnik özelliklere saygı kazandırıyoruz” şeklinde konuşuyor.
Faneromeni kilisesi dini komitesi, gerektiğinde yoksul ailelere de yardımcı oluyor.
Faneromeni Lisesi 1852 yılında, erkek okulu olarak kuruldu. 1937’den 1961’e kadar okul kız okulu olarak eğitim verdi. Bugün okul, her kökenden, etnik, dini ve geçmişten gelen öğrencilere eğitim sunan çok kültürlü bir okul olmuş.
Kıbrıs, 1974’ten bu yana Türkiye’nin istila ve işgali sonucu bölünmüş bulunuyor.
Lefkoşa bugün Avrupa’da tek bölünmüş başkent oluyor.
KHA/MG/KBI/2011
ACAE: Kıbrıs’ta insan kaçakçılığı artıyor
Kyriaki Dimitriu
İnsan kaçakçılığını kontrol etmek için mümkün olan her çabayı gösteren Akdeniz Cinsiyet Araştırmaları Enstitüsü’ne (ACAE) göre, Kıbrıs’ta insan kaçakçılığında artış oldu.
Hükümet de kendi açısından insan kaçakçılığıyla mücadele ve mağdurları korumak amacıyla var olan yasayı iyileştirmek ve ilgili Avrupa yönetmeliğine entegre etme sürecinde bulunuyor.
Akdeniz Cinsiyet Araştırmaları Enstitüsü Siyasi Koordinatörü Jozie Hristodulu’ya göre insan kaçakçılığı, Kıbrıs’ta bu konuda ilk raporların ortaya çıktığı 1980’den bu yana değişik şekillerde gerçekleşiyor ve bugün sadece kabare, barlarda değil sokaklarda, üniversitelerde masaj salonlarında hatta kahvehanelerde ortaya çıkıyor.
KHA’na bir demeç veren Hristodulu, Kıbrıs’ta insan kaçakçılığının artmasının sosyal düşünceler ve sosyal yapıların egemen olmasından kaynaklandığına inanıyor.
Jozie Hristodulu, Kıbrıs’taki insan kaçakçılığının mağdur sayısı bilinmemekle birlikte her zaman yaygın olduğunu, bunun dünya genelinde bir sorun olduğunu çünkü insan kaçakçılığının bir organize suç olduğunu anlattı.
Hristodulu’ya göre Kıbrıs’ta her zaman özellikle cinsel istismar, bunun yanında iş istismarı ve diğer nedenlerle insan kaçakçılığında bir artış vardı.
Akdeniz Cinsiyet Araştırmaları Enstitüsü Siyasi Koordinatörü’ne göre Kıbrıs’ta ilk defa 1980’de görülen insan kaçakçılığı çeşitli şekillerdeydi. Akdeniz Cinsiyet Araştırmaları Enstitüsü’nin (ACAE) yaptığı bir araştırmaya göre, kabare ve barlar için başlayan insan kaçakçılığı bugün sokaklarda, üniversitelerde masaj salonlarında hatta kahvehanelerde, şehir dışında, çoğunlukla köylerde görülüyor.
Mağdurların çoğunlukla cinsel istismar veya iş istismarı nedeniyle getirilen kadınlar olduğunu belirten Hristodulu, “Kadın kaçakçılığın daha belirgindir. Çünkü erkekler genellikle dışarıda çalışıyorlar, kadınlar ise kimsenin dışardan göremediği evlerde çalışıyorlar. Böylelikle mağdurların sayısı bilinmiyor. Mağdurlar genellikle üçüncü ülke vatandaşları, göçmenler ve AB vatandaşları oluyor” dedi.
Akdeniz Cinsiyet Araştırmaları Enstitüsü Proje Koordinatörü Kristina Kaili’ye göre, 2010’dan itibaren insan kaçakçılığında ‘evlilik kolaylığı’ adı verilen yeni bir eğilim ortaya çıktı. Böyle durumlarda kadınlar, genellikle Avrupa ülkelerinden kadınlar, daha iyi bir yaşam şeklinde yanlış sözlerle Kıbrıs’a geliyorlar ama insan kaçakçılığı yapanlar onları şiddet ve tehditlerle, bazen de para vererek üçüncü ülke vatandaşlarıyla evlendiriyorlar, böylelikle bu kişiler Avrupa vatandaşı oluyorlar.
“Bu yeni eğilim diğer Avrupa ülkelerinde de var ve buna ‘ithal eş’ deniyor” şeklinde konuşan Kaili, bunun endişelere neden olduğunu, bunun üstesinden gelmenin zor olduğunu çünkü ‘damat’ın mağdurla bir tür kişisel ilişki kurduğunu, göç ve insan kaçakçılığından dolayı yasaların bu eğilime uygulanamadığını söyledi.
Kaili açıklamasında, “zorla evlilikler”in Kıbrıs yasalarında insan kaçakçılığına istismarın bir şekli olarak bakılmadığına, Göç Yasası’na göre ‘uygun evliliklerin’, Kıbrıs vatandaşı olmak ve vatandaşlığın haklarından yararlanmak amacıyla Kıbrıs’ta ikamet eden kişilerle üçüncü ülke vatandaşları arasında gerçekleştiğine işaret etti.
Akdeniz Cinsiyet Araştırmaları Enstitüsü Proje Koordinatörü Kristina Kaili, bu tanımın tartışmaya açık olduğunu, çünkü net bir ekonomik görünüm içerdiğini, bir kişinin Kıbrıs’ta insan kaçakçılığına maruz kalması durumunda, bunun çoğunlukla zorla evliliklerde gözlemleneceğini, insan kaçakçılığıyla ilgili böyle bir durumun mahkeme önüne götürülemeyeceğini çünkü bir istismar şekli olarak düşünülemeyeceğini ifade etti.
Ceza Kanunu ve göç Yasası’nın böyle durumlarda bu aşamada uygulandığını belirten Kaili, mahkemenin iki yıla kadar sürebileceğini, sonunda mağdurun ülkesine geri dönebileceğini, insan kaçakçılığı yapan için bir delil olmadığından mahkum edilemeyeceğini, insan kaçakçılarının esasında insan kaçakçılığını devam ettirmek için yeni bir yol keşfettiklerini anlattı.
Akdeniz Cinsiyet Araştırmaları Enstitüsü Siyasi Koordinatörü Jozie Hristodulu da, olayın tek şahidi mağdurlar için devletin sağladığı hizmet desteğinin onları kalmaya ikna etmek için yeterli olmadığını, bunun insan kaçakçılığı davalarında genel bir sorun olduğunu bildirdi.
Hristodulu, Avrupa Konseyi İnsan Kaçakçılığına Karşı Hareket Anlaşması, bir kişinin insan kaçakçılığıyla karşı karşıya kalmış potansiyel mağduru tanımlamayı onayladığına, yerel yasanın ise buna izin vermediğine dikkati çekti.
Jozie Hristodulu, Akdeniz Cinsiyet Araştırmaları Enstitüsü’nün geçmişte Parlamento ve İçişleri Bakanlığı’yla yasanın bu hükümleriyle ilgili konuştuğunu ancak henüz herhangi bir yanıt almadığını bildirdi.
KHA/MG/KBI/2011
Prof. Rozakis: Kıbrıs’ın MEB’ndeki Türk talepleri zeminsizdir
Kıbrıs’ın Münhasır Ekonomik Bölgesi’nin (MEB) sınırlarıyla ilgili belirlemelerin “hatasız”, Türklerin Kıbrıs’ın güney denizlerinde “tek taraflı ve mantıksız talepleri”nin “zeminsiz olduğu ve uluslararası bir yargı kuruluşunda çözülebilecek “ciddi bir anlaşmazlık” oluşturmadığı belirtildi.
Bu görüşlerin altı, Atina Üniversitesi Uluslararası Hukuk Profesörü, Avrupa Konseyi İdari Mahkemesi Başkanı ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Başkan eski birinci yardımcısı Hristos Rozakis tarafından çizildi.
Kıbrıs Haber Ajansı’na (KHA) bir demeç veren Profesör Rozakis, Kıbrıs’ın MEB’yle ilgili Türk taleplerine değindi ve bunların yasal ve gerçek temelden yoksun olduğunu, daha da ötesi Kıbrıs’ın nedensiz taleplerle esir durumuna çevirdiğini ifade etti.
Rozakis, “Kıbrıs’ın MEB’nin sınırlarıyla ilgili belirlemeler hatasızdır. Türkiye’nin tek taraflı veya mantıksız talepleri zeminsiz tartışmalar temelindedir, Türkiye Kıbrıs’ın güney bölgelerindeki denizde bölgeler istemektedir ve bu uluslararası bir yargı kuruluşunda çözülebilecek ciddi bir anlaşmazlık oluşturmamaktadır” dedi.
Ankara’nın Kıbrıs Türk rejimiyle imzaladığı kıta sahanlığı anlaşmasına değinen Profesör Rozakis, anlaşmanın yasal değeri olmadığını, çünkü Kıbrıs Türk rejinin yasal olmadığını ve ikili anlaşmaların sonucu olmadığını söyledi.
Kıbrıs’ın MEB’nde birkaç hafta önce başlayan doğal gaz kaynaklarının araştırılmasının amaçlandığı sondaj çalışmalarıyla ilgili olarak da Profesör Rozakis, doğal gaz kaynaklarının bulunması durumunda, bunun 1974’teki Türk işgalinden bu yana bölünmüş olan Kıbrıs’ın yeniden birleşmesi çalışmalarında Kıbrıslı Türkleri daha fazla teşvik edeceğini, ancak bu teşvik unsurunun yeniden birleşme için yeterli olmadığını bildirdi.
Hristos Rozakis, “Kıbrıs’ın resmi devletinin niyeti, adanın yeniden birleşmesi öncesindeki bir aşamada olsa dahi, gelecekte doğal gaz kaynaklarından sağlanacak ekonomik faydalardan Kıbrıslı Türkleri de yararlandırmaktır” şeklinde konuştu.
Türkiye’nin Uluslararası Deniz Hukuku temelinde, Kıbrıs’ın Mısır ve İsrail arasındaki münhasır ekonomik bölgeyle ilgili herhangi bir iddiası olup olamayacağına ilişkin bir soruyu Rozakis, “Bu mümkün değildir. Türkiye’nin, Kıbrıs ve komşu ülkelerle sınırlarını belirlediği bölgelere girişi mümkün değildir” şeklinde yanıtladı.
Rozakis’e göre Ankara Kıbrıs’ın kuzey bölgesindeki denizle ilgili iddiaları olabilir; ancak bu bölgeler, Suriye, Lübnan, İsrail ve tabii ki Kıbrıs gibi ülkelerin bölgeleriyle engelleniyor.
Henüz sınırları belirlenmeyen bölgelerle ilgili olarak da Rozakis, Türkiye’nin Kıbrıs’ın kuzeyindeki MEB’yle ilgili iddiaları olabileceğine, ancak iki ülke arasında bir sınır belirleme anlaşmasının olması gerektiğine dikkati çekti.
Profesör Rozakis, “Türkiye’nin bu konuya çözüm olarak seçtiği” sınır belirlemenin, örneğin Kıbrıs’ın Türk işgali altındaki rejimiyle imzaladığı yasadışı anlaşmanın geçersiz olduğunu, rejimin uluslararası alanda tanınmadığını, yasadışı olduğunu, uluslararası anlaşmalar imzalayamayacağını vurguladı.
Hristos Rozakis, “Sadece Kıbrıs Cumhuriyeti uluslararası anlaşmalar imzalayabilir. Ancak Türkiye Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanımıyor. Bu yüzden Kıbrıs’la ilgili herhangi bir anlaşma söz konusu değildir. Dolayısıyla bölgede sınır belirleme olamaz ve açık bir deniz olarak düşünülebilir” dedi.
Kıbrıs’ın, Türkiye’nin Kıbrıs Cumhuriyeti’nin 1974’ten bu yana işgal altında tuttuğu kuzeyde yasal hakları olduğuna işaret eden Rozakis, Kıbrıs’ın, güney komşuları Mısır ve İsrail’le imzaladığı MEB anlaşma yaptığını, yukarda belirtilen sınırları belirlenmiş bölgeleri büyük ekonomik yararlarları olacağı yönünde umut yarattığını ifade etti.
Kıbrıs’ın batı kıyısıyla ilgili olarak da, Kıbrıs, Yunanistan, Mısır ve Türkiye’yle ilgili sınır belirleme anlaşması olmadığını hatırlayan Profesör, bu bölgeyle ilgili ideal çözümün, bu dört ülkenin ortak olarak karar vermesi ve MEB’nde sınır belirlemesi olduğunu kaydetti.
Türkiye’nin Kıbrıs’ı tanımamasından dolayı Kıbrıs, Yunanistan ve Mısır arasında bir anlaşma olabileceğini belirten Rozakis, başka bir çözümün de, dikkatli bir şekilde hazırlanacak, Uluslararası Hukuk’un öngördüğü, bölgede gerginlikten uzak tutacak koşulların ve sınır belirleme kriterlerinin yer alacağı ikili anlaşmalar yapmak olduğunu duyurdu.
Türkiye’nin dış politika önceliklerini gözden geçirdiğini, kendisine yeni bir rol ayarlayarak bölgede güç olduğunu söylediğini hatırlatan Profesör Rozakis, Türkiye’nin bölgesel güç olarak yeni rol ayarlamasının ve “geleneksel anlaşmalardan ihtiyatlı biçimde geri çekilmesinin, Yunan komşularıyla sorunları çözme çabalarında olumsuz bir etki yarattığına da dikkati çekti.
Yunanlı Profesör, Türkiye’nin yeni bölgesel rolünün ülkeyi daha da uzlaşmaz yerlere götüreceğini, ancak henüz ne “oyun”un bittiğini, ne de Türkiye’nin yeni rolünün sağlama alındığını belirtti.
Hristos Rozakis, Türkiye’nin, Ankara’nın, yeni cephelerin ümit ettiği kadar kazançlı olmaması durumunda geleneksel anlaşmalara dönmeye zorlanabileceği olasılığının da göz ardı edilemeyeceğini vurguladı.
Türkiye Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanımıyor. Lefkoşa’nın Münhasır Ekonomik Bölgesi’nde doğal gaz ve petrol araştırmaya başlama kararından sonra Ankara Doğu Akdeniz’e savaş gemilerini göndermiş, Kıbrıs’ın işgal altındaki bölgesinde bulunan Kıbrıs Türk rejimiyle kıta sahanlığı olarak adlandırılan bölgeyle ilgili bir anlaşma imzalamıştı.
Sondaj çalışmaları, Houston merkezli Noble Energy şirketi tarafından Kıbrıs’ın güneydoğu açıklarında yürütülüyor.
Kıbrıs hükümeti Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği’ne Türkiye’nin tutumunu protesto etmiş, doğal kaynakları araştırması yapmanın bir egemenlik hakkı olduğunu belirtmiş, Kıbrıslı Rumlarla Kıbrıslı Türklerin olası doğal kaynaklardan faydalanacaklarını ifade etmişti.
Kıbrıs Mısır ve İsrail’le Münhasır Ekonomik Bölgesi’nde doğal gaz ve petrol kaynakları araştırmak amacıyla sınır belirleme anlaşması imzalamıştı. Benzeri bir anlaşma da Lübnan’da yapılmıştı. Lübnan Parlamento henüz bu anlaşmayı onaylamadı.
KHA/MG/KBI/2011
Kazakos: 2011 Kıbrıs Denizcilik Konferansı bugüne kadarki en iyi konferans oldu
Gregoris Savva
Kıbrıs Deniz Ticareti Odası Genel Direktörü Thomas Kazakos, KHA’na, 2011 Kıbrıs Denizcilik Konferansı’nın içerik ve yapı olarak yapılan en iyi konferans olduğunu söyledi.
Japonya ve Norveç’le birlikte bu alanda dünyanın en iyi üç konferansı arasında gösterilen konferansta, dünya denizliğinin özüne temas eden üç sorun çözülmeye çalışıldı. Denizcilik tehlikeli mi, sürdürülebilir mi ve yeterince güven var mı sorularına yanıt arandı.
Deniz korsanlığı, çevresel endişeler ve var olan ekonomik darboğaz bugün dünya denizcilik araştırmacılarının kafasını kurcalıyor.
Dolayısıyla Kazakos, dünyada onuncu, Avrupa Birliği içerisinde üçüncü en büyük ticari filosuyla uluslararası denizcilikte rol oynayan ülkelerden biri olan Kıbrıs’ın, uluslararası denizcilik sanayinin karşı karşıya kaldığı bu üç temel sorunla ilgilenmeyi göz ardı edemeyeceğini söylüyor. Thomas Kazakos’a göre, konferansın başarısının anahtarının Kıbrıs Denizciliğinin yapısının son yıllarda, tartışmaların aslan payını alan konuşmalar yerine panel tartışmaları yapılmasıyla değişmesi gerçeğinde yattığını belirtti.
“Bu yılkın yorumların çoğunluğunun aynı olduğuna inanıyorum. Konferans, kalite, gündem, konuşmacılar ve yapı bakımından en iyisiydi” diyen Kazakos, Kıbrıs’ın özel ve kamu denizcilik sektörünün bir arada çalışmasıyla Denizcilik Konferansı’nın, dünya denizciliğinde ‘bir zorunlu takvim’ haline geldiğini hatırlattı.
Konferans gününün birini denizcilikte artan korsanlık işgal etti, bu konunun uluslararası ekonomiye bir tehdit olduğu, dünyanın en büyük ticaret ulaşım sanayini etkilediği vurgulandı; uzmanlar, korsanlığın toplam maliyetinin her yıl 7 ila 12 milyar arasında toplam bir maliyeti olduğunu tahmin edildiğini anlattılar.
Kıbrıs Deniz Ticareti Odası Genel Direktörü Thomas Kazakos, “Korsanlık konusu dikkatimizi vereceğimiz en önemli konu olmaya devam edecek. Uluslararası toplumun öncelikle, uluslararası alanda uygulanabilecek bir anlaşma üretmesi gerekiyor ki engelleyici olabilsin. İkinci olarak gemilerde geçici tedbir olarak silahlı güvenlik muhafızları olmasına izin verilmesi gerekiyor” dedi.
Kazakos’a göre, gemilerde silahlı güvenlik muhafızlarının olmasının kalıcı bir çözüm olarak düşünülemez ancak bununla birlikte gemileri kiralayanların gemi sahiplerinden kargonun zamanında gideceği yere varabileceği konusunda garanti verilmesi bakımından zorlayıcı olabileceği sanılıyor.
Thomas Kazakos, silahlı askerlerle ilgili daha akılcı bir önerinin ya Birleşmiş Milletler ya da Avrupa birliği tarafından uygun görülebileceğini kaydetti.
Korsanlıkla ilgili tartışmalarda, ticari gemilere, mürettebatı, gemiyi ve kargoyu korsan saldırılardan koruma izni veren Kıbrıs ulusal yasa tasarısı anlatıldı.
Kazakos, 75 sayfalık yasa tasarısının onay için Temsilciler Meclisi’nin önünde olduğunu, Uluslararası Denizcilik Teşkilatı ve Avrupa Birliği tarafından örnek olarak kullanılmak için talep edildiğini bildirdi.
İlk günkü görüşmeleri tekeline alan gemi korsanlığı üzerindeki tartışmaların arkasında konferans gemicileri ve denizcilikte insan unsurunu da görüştü; konferansta, mali anlamda seçenek, bunun yanında denizcilikte artan sayıda listelenmiş şirketleri de kapsayan “Para piyasaları, gemi maliyetinde yeni perspektif” konusu da ele alındı.
Tartışmalar ikinci günde sürdürülebilirlik ve enerji konularına döndü.
Gemi sanayinin çevresel alanı, dünya toplam karbon emisyonu sadece % 0.9 iken, diğer sanayilerle karşılaştırıldığında çok düşük olmakla beraber konferansta IMO altında, emisyonlara göre gelişmekte olan ülkelerde araştırma ve gelişme fonunda, aynı zamanda enerjide yatırım için kullanılacak katkılarla bir fon oluşturulması olasılığı da görüşüldü.
Görüşmeler sırasında, uzun vadeli sürdürülebilirlik ve çevreyle ilgili sunumlarda panele katılanlar, doğal gazın kullanım, güvenlik ve maliyet anlamında gelecek 20 yılda en sürdürülebilir yakın olacağını anlattılar.
Kazakos, “Kıbrıs’ın Münhasır Ekonomik Bölgesi’nde bulunan kaynaklarla ilgili tahminlerin yanı sıra Konferansta doğal gazın denizcilikle bağlantısından, özellikle en iyi ve en fazla kazanç bakımından Kıbrıs’tan Avrupa gemiyle nakledilecek doğal gazdan bahsedildi” şeklinde konuştu.
Konferansın üçüncü ve son günü, denizcilikte güven sorunu üzerinde yoğunlaştı. Bu konu dünyadaki ekonomik yavaşlamadan sonra artan biçimde önem kazanmaya başladı.
IMO eski Genel Sekreteri Eftimios Mitropulos, hemen hemen bir trilyon ABD doları eden toplam bir milyar grostonla rekor sayıyla 85,000 gemiye ulaşan gemi sanayinin olağanüstü büyümesinin, dünya ekonomisinde olumsuz eğilimlerle karşı karşıya kalınırken akılcı olup olmadığını merak ettiğini söyledi.
Diğer taraftan Kazakos, dünya denizciliğinin, 2005-2008 dönemindeki ‘çılgın gelirleri’ izleyen 2008’deki mali krizden sonra orantılı navlun gelirleri için dengelenir göründüğünü belirtti.
Kıbrıs Deniz Ticareti Odası Genel Direktörü Thomas Kazakos, “Konferansta ortaya çıkan tek olumsuzluk, navlun gelirlerindeki bu önemli düşüşe ve navlun piyasalarındaki belirsizliğe rağmen geni yapımında küçük ama açık bir artış oldu” dedi ve artan gemi yapımının, dünya ekonomik darboğaz ve onu izleyen azal üretim için bir çelişki olduğunu vurguladı.
Thomas Kazakos, “Uluslararası gemicilik çok değerli bir sanayidir. Çünkü çoğunlukla uluslararası mali ve coğrafik gelişmelerden etkilenmektedir. Bununla birlikte gemicilik uluslararası ticaretin temel kaderi olduğu için çok hızlı toparlanabilir” dedi.
Bir soruyu yanıtlayan Kazakos, konferansın ana başlığının ‘soruları’ okunduğunda denizciliğin bir dönüm noktasında olduğu izleniminin edinilebileceğini, denizciliğin önemli bir noktada olduğunu söyledi.
Thomas Kazakos şöyle devam etti:
“Önemli bir noktadayız. Ancak gemi sanayi dünyadaki en eski sanayilerden biridir, geçmişte de bu gibi durumların üstesinden geliştir. Dolayısıyla bir kez daha üstesinden gelebilir”.
Yeni gemilerin varlığının, artan maliyeti olan eski gemilerin devre dışı bırakabileceğini, gemi sahiplerine ve gemi kiralayanlara daha gerçekçi tahminler yaptırabileceğini vurgulayan Kazakos, “Bir mali kriz, özellikle bu büyüklükte, en sağduyulu ve akılcı tahminlerin geçerli olduğu yeni bir durum, yeni mücadeleler yaratır” şeklinde konuştu.
KHA/MG/KBI/2011
Rizokarpasolu öğrenciler daha iyi bir gelecek istiyorlar
Ralli Papageorgiyu
Andreas, kötü bir öğrenci olduğu için veya sınıfta kaldığı için değil, bir önceki sınıfı tekrar okumaya zorlanmasaydı bu yıl liseden mezun olacaktı.”Normalde bir üst sınıfta olacaktım, bir yıl kaybettim. Çünkü (sınıf oluşturmak için) yeterince öğrenci yoktu ve aynı sınıfa devam etmek zorunda kaldım” diyen Andreas, sıradan bir okula gitmiyor.
O, Kıbrıs’ın Türk işgali altındaki kuzey doğu bölgesinde bulunan Rizokarpaso lisesine giden 13 öğrenciden biri. Okulun 2004 yılında açılmasından bu yana bu en düşük öğrenci sayısı ve sadece bu yıl mezun vermedi. 12 öğrenci arkadaşından sadece üçü kız. İlk açıldığı 1917 yılından bu yana bugün lisenin aynı sayıda öğrencisi var.
Üçüncü sınıfta olan Vasoula, ilkokulun ilk iki yılını hükümet kontrolündeki bölgede okumuş. Çünkü ailesi Rizokarpaso’dan ayrılmak zorunda kalmış ki ağabeyleri liseye gidebilsin. Ağabeylerinden biri şimdi üniversitede matematik okuyor, öteki ise askerlik görevini yapıyor. Vasoula’nın Rizokarpaso’da ilkokula giden kendinden küçük iki kardeşi daha var.
Vasoula iyi bir öğrenci ve öğretmen olmak istiyor. Ancak daha fazla yapabilecek şeyleri olabilecek, daha fazla arkadaşı olabilecek hükümet kontrolündeki bölgede bulunan okulu kaçırmış görünüyor. KHA’na konuşan Vasoula, “Burada eve gidiyoruz sonra tekrar okula gidiyoruz” diyor. “Okuldayken öğrencilerin yapabileceği birçok aktivite var. Okuldan sonra yapacak hiçbir şey yok.” Ancak Vasoula ,Rizokarpaso’ya öğretmen olarak dönme ihtimalini umursamıyor. “Neden olmasın?”
Rizokarpaso’daki ilkokulun iki öğretmeni kendi köy liselerinden mezun olmuşlar ve çalışmak için köylerine dönmüşler. Diğer bir öğrenci Koula, sekreter olmak istiyor. Lukia ise fizyoterapist olmayı düşünüyor. Rizokarpaso’da bazı şeyler zamanın bir adım gerisinden gidiyor gibi – eskiden okullarda kullanılan çan gibi demirden okul zili, bir kız okulunu barındıran bina. Ama her öğrenciye bir bilgisayar düşecek bir IT odası var. Bazen bilgisayarları kullanmak, Kıbrıs’ın işgal altındaki bölgelerindeki elektrik kesintileri nedeniyle mümkün olmuyor. Başka kısıtlamalar da var.
Liseye vardığımızda, Okul Müdürü Lucy Lisandru bize, jandarma tarafından öğrencilere ve öğretmenlere konuşmamızın, fotoğraf çektirmemizin yasaklandığı bilgisini verdi. Tepki gösterdiğimizde ve geçmişte hiçbir sorun olmadan benzeri ziyaretler ve haberlerin yapıldığını söylediğimizde, “Bu yapılamaz, bu bir emirdir” denildi. Ricalarımız duyulmadı ve işe yaramadı.
İlkokul Müdürü Andreas Kyriaku bile ne yapmaya çalıştığımız konusunda çok dikkatliydi. “Bugün konuşamayız” dedi. Bazı “resmi veya resmi olmayan” kişiler ziyaretimiz hakkında kendisiyle temasa geçmişti.
Kyriaku’nun odasının dışında, Kıbrıs’ın ünlü şairlerinden Vassilis Mihailidis’İn imzalı bir fotoğrafı bulunuyor. İlkokulun 22 öğrencisi var, 4’ü okul öncesi eğitimde, 18’i ilkokulda. 18 öğrencinin ikisi gelecek yıl liseye geçecekler. İlkokul öğrencilerinin sayısı bu yıl azalıyor. Bu yıl sadece iki öğrenci birinci sınıfa gidiyor. İki öğrenciden Ahilleas çok hareketli bir çocuk, kendi yaşındaki çocuklardan bekleneceği gibi etrafta dolanıyor, bağırıyor, tartışıyor, arkadaşlarıyla oynuyor. Güzel resim yapıyor. Kendisini hatırlamamız içi bize resimlerinden birini veriyor.
Bizimle konuşacak çocuklar, Rizokarpaso’daki hayatlarını, hayallerini, gelecekle ilgili umutlarını ve vatanlarıyla ilgili vizyonlarını anlattılar. Bu onların seçimi değil, kendiler yapmadılar ama ellerinde ne varsa onların en iyisini yapmaları gerekiyor, bilgi edinmeyi arzu ediyorlar, daha iyi bir hayat yaşamayı istiyorlar.
İhtiyaç duydukları için, var olan koşullar altında gelecekleri için daha iyi şeyler arzuluyorlar ki bu büyük olasılıkla Kıbrıs’ın hükümet kontrolü altındaki bölgede olacak. Hepsi de buradaki okulu bitirdikten sonra, Kıbrıs’ın işgal bölgesinde yüksek eğitim olmadığı için ihtiyaçtan buradan gideceklerini biliyorlar. Bu, ailelerini geride bırakacaklar, evden uzakta başka bir ev arayacaklar demek. Ama hayal kurmaya cesaret edebiliyorlar.
Kıbrıs, Türk ordusunun adanın % 37’sini istila ve işgali sonucu 1974’ten bu yana bölünmüş bulunuyor.
KHA/MG/MHY/2011
KHA’nın Martinos Tyrimos’la röportajı Fanitsa Zanettou
Kıbrıslı besteci Martinos Tyrimos, ilk konserini altı yaşında verdi; Haydn’ın D Konçertosunu sekiz yaşında sundu ve on iki yaşındayken Verdi’nin ‘La Traviata’sını La Scala’dan solistlerle yedi tam konserle yönetti. O yaşlardan itibaren kendini piyanoya adadı ve yıllarda dünya çapında en ünlü piyanistler arasında yer aldı.
Nemitsas Kuruluşu’nun 2011 Sanat ve Bilim Dalında En İyiler Ödülü Tyrimos ve bir başka piyanist olan Cyprien Katsaris’e verildi. Ödül töreni 16 Eylül 2011 tarihinde Lefkoşa’da Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda yer aldı. Uluslararası itibari olan bu prestijli ödülü iki sanatçıya Kıbrıs Cumhurbaşkanı sundu. 2012’de Katsaris ve Tyrimos, Kıbrıs’ın Avrupa Birliği başkanlığı sırasında bir dizi konser verecekler.
Kıbrıs Haber Ajansı’na (KHA) mülakatında Tyrimos dünya çapında bugün klasik müziğin çeşitli tedavilerde uygulanmakta olduğunu, seçkin bestecilerin baş yapıtlarının ses titreşimlerinin insanlarda ve iç dünyalarına yardımcı olduğunu söyledi.
Yaşamındaki en büyük dönüm noktalarıyla ilgili olarak Tyrimos, 12 yaşındayken Kıbrıs’ta La Scala, Milan’dan solistlerle ‘La Traviata’yı yönettiğini, Viyana Filarmonik Orkestra’sıyla Atina’da Irodio Tiyatrosu’nda Beethoven’in 4. konçertosunun seslendirildiği konserin kendisi için unutulmaz olduğunu, Yunanlı ve Kıbrıslı piyanistler arasında bugüne kadar bu orkestrayla çalışan ilk piyanist olduğunu belirtti.
Dünyada Dresden Staatskapelle, Leipzig Gewandhaus, Bayerischer Rundffunk, London Symphony, London Philharmonic, Philharmonia, Cleveland, Academy of St. Martin in the Fields, Chamber Orchestra of Europe, English Chamber gibi önde gelen birçok orkestrayla birlikte çalıştığını bildirdi.
Çalıştığı koro şefleri arasında Barbirolli, Boult, Kurt Sanderling, Masur, Marriner, Norrington, Berglund, Bychkov, Klee, Krivine, Mandeal, Tortelier, Elder, Spivakov ve Rattle’ın bulunduğunu, hem Almanya’da hem de Londra’daki Royal Festival Hall’de Dresden Philharmonic’le Beethoven’in beş konçertosu yönettiğini, bu orkestrada şef ve solist olarak da görev yaptığını anlattı.
Chopin’in 200’üncü doğum yıldönümü kutlamalarında, Kings Place’in 2010’un ilk yarısında Chopin Unwrapped adıyla eşsiz bir 12 konser serisi düzenlediğini, Martinos Tyrimos sanat direktörü oldu ve bütün solo çalışmalarını, piyana ve orkestra için konserlerin 10’unun çalışmalarını yaptı.
Tyrimos, hayatının hemen hemen 20 yıllık büyük bir bölümünü, Schubert’i yorumlamakla geçirdiğini ve 1975’te Queen Elizabeth Hall’de, bitmeyen bölümlerin kendi tamamlamasını yaptığı 21 sonatı sunan ilk piyanist olduğunu belirtti.
Martinos Tyrimos, mülakatında Kıbrıs’a bir Kültür Merkezi yapılması gerektiğinin de altını çizdi. Tyrimos, “Avrupa Birliği’nin mali katkısıyla böyle bir Hall’ün yapımını desteklemeliyiz. Bu yalnızca Lefkoşa için bir değil Kıbrıs ekonomisi için de değerli bir yaptırım olacaktır” şeklinde konuştu.
Tyrimos gelecekle ilgili planları konusunda da, bu ay Chopin’in çalışmalarını kaydedeceğini, 2012’de Tchaikovsky’nin çalışmalarını sahneleyeceğini, 2013’te çalışmalarını Beethoven’in Üçlüsü üzerinde yoğunlaştıracağını, 2014’te Kings Place of London’daki Schubert konserlerinin önde gelen şeflerinden olacağını duyurdu.
Martinos Tyrimos’un Kıbrıs’taki gelecek performansı Dance Cyprus’un işbirliğinde Rosamunde Trio ile 4-5 Kasım’da gerçekleşecek.
KHA/MG/KBI/2011
İçişleri Bakanı: Gelişme projelerinde kesinti olmayacak
Thalia Neofitou
İçişleri Bakanı Neoklis Silikiotis, devam etmekte olan mali krize bağlı kesintilere rağmen ekonomiyi destekleyen bakanlık gelişme projelerinin devam edeceğini bildirdi.
Kıbrıs Haber Ajansı’na açıklamalarda bulunan Silikiotis, “Geçmiş yıllarda bu gibi projelerde kesinti olmadı. Artan bir talep olduğunu söylemeliyim. Bu projeler ekonomi için yeni bir itici güç vermektedir. Gelişmeyi desteklemekle birlikte devletin herhangi bir geliri yoktur” dedi.
Bakan, gelişimi etkilemeyecek harcamalarda kesintiler, inşaat, altyapı ve ekonominin diğer kesimlerindeki gelişim projelerinde önemli artışlar olduğunu belirtti.
İçişleri Bakanı, hükümetin sosyal bir boyutu olan iskan politikasının, kesintilerden etkilenmeyen başka bir sektör olduğunu, göçmenler için 60 milyon Avro’ya mal olacak 760 adet ev yapılmakta olduğunu, 14,000 genç çifte de ev yapmak için arsa ve ev verildiğini, mali yardım yapıldığını açıkladı.
“Bu programların devam edeceğini, bakanlığın yeni proje planları da olduğunu duyuran Silikiotis, devam etmekte olan tahmini maliyeti 450 milyon Avro olan ve üçte ikisi Avrupa Birliği tarafından finanse edilen Katı Atık İdaresi Programı’na da değindi.
Şehir planlama affıyla ilgili yeni yasanın, hem Kıbrıslılar hem de yabancılara verilen tapular konusunda geçmişteki hataları düzelteceğine işaret eden Neoklis Silikiotis, “Bu birçok yabancı alıcıyı memnun edecek, bu durum konusunda Kıbrıs’la ilgili kötü tanıtımı tersine çevirecek” şeklinde konuştu.
Bakanlığın son yıllarda tapu verilmesi prosedürünü hızlandırdığına, daha önceki iki yılın aynı dönemine göre son iki yılda, iki kat fazla, 25,000 tapu verildiğine dikkati çeken Silikiotis, plan ve inşaat izinlerinde prosedürü hızlandırma tedbirlerinin de uygulanmaya başlandığını söyledi.
Neoklis Silikiotis, devam etmekte olan mali krize bağlı kesintilere rağmen ekonomiyi destekleyen bakanlık gelişme projelerinin devam edeceğini bildirdi.
Bakan Silikiotis, “Geçmiş yıllarda bu gibi projelerde kesinti olmadı. Artan bir talep olduğunu söylemeliyim. Bu projeler ekonomi için yeni bir itici güç vermektedir. Gelişmeyi desteklemekle birlikte devletin herhangi bir geliri yoktur” dedi.
Bakan, gelişimi etkilemeyecek harcamalarda kesintiler, inşaat, altyapı ve ekonominin diğer kesimlerindeki gelişim projelerinde önemli artışlar olduğunu belirtti.
İçişleri Bakanı, hükümetin sosyal bir boyutu olan iskan politikasının, kesintilerden etkilenmeyen başka bir sektör olduğunu, göçmenler için 60 milyon Avro’ya mal olacak 760 adet ev yapılmakta olduğunu, 14,000 genç çifte de ev yapmak için arsa ve ev verildiğini, mali yardım yapıldığını açıkladı.
“Bu programların devam edeceğini, bakanlığın yeni proje planları da olduğunu duyuran Silikiotis, devam etmekte olan tahmini maliyeti 450 milyon Avro olan ve üçte ikisi Avrupa Birliği tarafından finanse edilen Katı Atık İdaresi Programı’na da değindi.
Şehir planlama affıyla ilgili yeni yasanın, hem Kıbrıslılar hem de yabancılara verilen tapular konusunda geçmişteki hataları düzelteceğine işaret eden Neoklis Silikiotis, “Bu birçok yabancı alıcıyı memnun edecek, bu durum konusunda Kıbrıs’la ilgili kötü tanıtımı tersine çevirecek” şeklinde konuştu.
Bakanlığın son yıllarda tapu verilmesi prosedürünü hızlandırdığına, daha önceki iki yılın aynı dönemine göre son iki yılda, iki kat fazla, 25,000 tapu verildiğine dikkati çeken Silikiotis, plan ve inşaat izinlerinde prosedürü hızlandırma tedbirlerinin de uygulanmaya başlandığını söyledi.
KHA/MG/KBΙ/2011
Komiser Vasiliu: Kıbrıs’ın AB Başkanlığı Kıbrıs için “altın fırsat”
Elias Mavrokefalos
Kıbrıslı AB Eğitim, Kültür, Çokdillilik, Spor, Medya ve Gençlik Komiseri Andrulla Vasiliu, Kıbrıs’ın 2012’nin ikinci yarısında üstleneceği AB Konseyi Başkanlığı’nı Kıbrıs için “Doğu ve Batı arasında köprü” olma rolünü oluşturması bakımından “altın fırsat” olarak değerlendirdi.
Vasiliu, Kıbrıs Başkanlığı için başarılı olmanın önemli olduğunu, böylelikle Kıbrıs’ın AB üyesi bir ülke olarak önemli konuları başarıyla yürütebilecek sağlam bir ülke olarak nitelendirilebileceğini söyledi.
Kıbrıs Haber Ajansı’na bir mülakat veren Andrulla Vasiliu, işaret etti. Kıbrıs’ın Başkanlığı’nın Kıbrıs halkı için “AB’ne yakınlaşması, Kıbrıs toplumunun Avrupa tarzına yönelmeye başlaması bakımından bir fırsat olduğunu ifade etti.
Kıbrıslı AB Komiseri, Kıbrıs Başkanlık Sekreterliği içerisindeki son gelişmelerle ve daha sonra Başkanının istifasıyla ilgili olarak “gecikildiği”nin, hazırlıkların uygun yolda ilerlemediğinin altını çizdi.
Vasiliu, Kıbrıs Cumhurbaşkanı’nın, hazırlıkların hızla ilerlemesi için en kısa sürede yeni bir başkan seçmesi gerektiğini kaydetti.
Andrulla Vasiliu, mülakatında Avrupa Komisyonu’ndaki portföyündeki bütün konulara değindi, aynı zamanda 2014-2020 AB bütçesi, Komiserlerin ve Komisyon memurlarının anlamsız harcamaları gibi diğer “sıcak” AB konularından da bahsetti.
Kültür konusunda AB Komiseri, Kıbrıs’ta “Kültürümüzü ve geleneklerimizi tatmin edici ölçüde geliştiremiyoruz” düşüncesinde yaratıcılık eksikliği olduğunu belirtti; Kıbrıs’ın şehirlerinin iyi organize olmaları, Avrupa Komisyonu’nun belirlediği önkoşulları yerine getirmeleri halinde, 2017 Avrupa Kültür Başkenti olmak için rekabet edebilir durumda ve yatırım yapacak “cesarette” olduğunu bildirdi.
Kıbrıs’taki eğitim reformu konusunu yorumlayan Vasiliu, Kıbrıs eğitim sisteminin doğru temele oturtulması gerektiğini, reformun önemli faktörlerinden birinin “tam gün okul” uygulamasıyla ilgili olduğunu hatırlattı.
2014-2020 AB bütçesiyle ilgili olarak da Andrulla Vasiliu, taslağın genel olarak Avrupa Konseyi’nin yeni stratejisi “Avrupa 2020” çerçevesinde yerine getirilmesi gereken hedefler için ayrılan fonlarla ilgili toplam miktarda küçük bir artış sağladığını, öte yandan CAP ve Yapısal Fonlar gibi önemli AB planları için ayrılan fonlarda küçük bir azalma öngördüğünü ifade etti.
Kıbrıs için Kıbrıs AB Başkanlığı’nın önemi ve öncelikleri konularındaki soruyla ilgili olarak da Komiser, Kıbrıs Başkanlığı’nın önceliklerinin aşağı yukarı Mayıs 2012’de sonlandırılacağına işaret etti.
“Ancak genellikle Polonya – Danimarka – Kıbrıs Üçlüsü’nün önceliklerinden bahsediyoruz ki bu Kıbrıs’ı da ilgilendiriyor” diyen Vasiliu, en önemli önceliğin 2014-2020 AB bütçesiyle ilgili olduğunu söyledi; “Bereket versin gelişmelere göre bu konuyla ilgili nihai kararlar Kıbrıs’ın başkanlığı sırasında alınacak. Bu çok önemlidir. Çünkü ya küçük bir üye ülke olarak zor ve önemli konularda başarılı olarak nitelendirileceğiz ya da kötü bir isim yapacağız” dedi.
Komisere göre, diğer bir önemli öncelik, 2012’nin sonuna kadar tamamlanması beklenen bankacılık sisteminin kontrolü ve derecelendirme kuruşlarıyla ilgili tartışmalara karşı Avrupa Birliği’nin ekonomik yönetiminin güçlendirilmesiyle ilgili oluyor.
AB Komiseri Andrulla Vasiliu şöyle devam etti:
“Bu konuları hangi üçlü ülkenin tamamlayacağından emin değilim. Ancak her halükarda bunlar AB’nin parasal durumu üzerinde etki yapacak çok önemli konulardır.”
“Üçlünün öncelikleri arasındaki üçüncü önemli konu büyük ölçüde Kıbrıs’ı ilgilendiriyor, Adalet, Güvenlik ve Göç Politikasıyla ilgilidir. Üye ülkeler arasında dayanışma sağlanmasını istiyoruz. Hepimizin bildiği gibi birliğin güneyindeki üye ülkeler ‘en büyük yüke katlanıyor’.”
Kıbrıs Başkanlık Sekreterliği içerisindeki son gelişmelerle ilgili olarak da Vasiliu, bunların olumsuz gelişmeler olduğunu söyledi ve “Ancak her durumda biz, Brüksel’de hazırlıkların istediğimiz şekilde ilerlemediğini hissediyoruz. Geç kaldık. Kıbrıs Cumhurbaşkanı en kısa sürede yeni başkanı atamalı ki hazırlıklar hızla ilerlesin.”
Kıbrıs’ın Avrupa Birliği’nin diğer ülkeleriyle karşılaştırarak kültürel gelişimini değerlendirmesi istenen Komiser, “Avrupa’daki kültürel grubun yaratıcılığını dikkate alarak “Kıbrıs’ta geri kaldığımızı” söyleyebiliriz. Bunu söylerken Kıbrıslıların kendi kültürlerinden başka yeni bir kültür yaratmaları gerekir demek istemiyorum. Ancak “banallıktan kaçmak” için insanlar görüşlerini değiştirmeli, kültürden keyif almalılar” dedi.
“Kıbrıs’ta yaratıcı endüstriler içerisinde olmamıza dikkat etmiyoruz” diyen Andrulla Vasiliu’ya göre bu endüstriler Avrupa Birliği’nin Gayrı Safi Yurtiçi Hasılası’nın % 4.5’unu oluşturuyor, birliğin insan gücünün % 3.5’ine iş sağlıyor. Böylelikle ekonomik anlamda bunları desteklemek önemli oluyor.
Eğitimle ilgili olarak da Komiser, Avrupa’da eğitimin daha fazla gelişme, derinleşme ve Avrupa Birliği’ne entegre olmada temel olduğunu, bu nedenle beş önde gelen hedeften birinin “Avrupa 2020” çerçevesinde eğitimle ilgili olduğunu belirtiyor.
AB Eğitim, Kültür, Çok Dillilik, Spor, medya ve Gençlik Komiseri olarak bu hedefin, okul bırakma oranlarının % 10’un altına inmesini sağladığını, kişilerin, üçüncü düzey eğitimi tamamlamalarını en az % 40 artırdığını ifade ediyor.
Vasiliu’ya göre Avrupa Komisyonu’nun vurguladığı diğer bir önemli unsur, genç Avrupalıların yatay yeterliliklerinin gelişmesiyle ilgili oluyor. Komiser şöyle diyor: “Kişiliği olan, yabancı dil yetenekleri olan, teknolojide yeterlilikleri olan, karar verebilen, iletişim kurabilen genç insanlar istiyoruz. Gençler bütün bu yetenekleri hareketlilikle ve ilgili AB programlarıyla kolaylıkla geliştirebilirler”.
Avrupa Birliği’nin aslında hareketliliğe verdiği önemin hareketlilik programı üzerindeki fonların artmasıyla sağlanabileceğini gösterdiğini kaydeden Vasiliu, Kıbrıs vatandaşlarına Avrup’da neler olduğuyla daha fazla ilgilenmelerini istedi.
Komiser “Esasen ebeveynler çocuklarını Avrupa işlerine daha fazla ilgi duymaları için cesaretlendirebilirler. Kıbrıs Başkanlığı Kıbrıs halkı için Avrupa Birliği’ne daha yakın olmada “altın fırsat” olacak. Birçok kişi, AB liderleri, yetkililer, bilim adamları bu dönemde adayı ziyaret edecekler, Kıbrıs’ın Doğu ve Batı arasında gerçek bir köprü olarak bilinmesi için bu fırsattan yararlanmalıyız” şeklinde konuştu.
KHA/MG/KBI/2011
Kıbrıs Kilisesi, işgal bölgelerindeki dini mekânlar için protesto kampanyası başlatıyor
Kıbrıs Kilisesi, adanın kuzeyindeki Türk işgal bölgelerinde bulunan dini mekânların süregelen yağmalanmasını güçlü şekilde protesto ederek, camilere, askeri kamplara, kümeslere ve silolara dönüştürülen Hıristiyan Kiliselerine yapılan saygısızlığı kınadı.
Uzmanlar, 1974’teki Türk istilasından itibaren, son otuz yıldaki ganimet kampanyasında 550 kiliseye saygısızlık edildiğini, 15-20,000 ikonun ise kayıp, çalınmış ya da kara borsada satılmış olabileceğini belirtiyorlar. Bu durumun uluslar arası alanda protesto edilmesi için iyi düzenlenmiş ve odaklanılmış bir çabanın gösterilmekte olduğu bildirildi.
Kikkos Manastırı Müzesi için çalışan Bizans sanatında uzman ve arkeolog Haralambos Hotzakoglu, “Biz, dünya kamuoyunu, her türlü mevcut yol aracılığıyla– konferanslar, yazılı materyaller, kişisel ilişkiler, diplomatik kanallarla- konu hakkında dikkatlice ve profesyonelce yürütülen araştırmalar sonucunda teyit edilen tartışılmaz kanıtlar hakkında bilgilendirmek için bir kampanya başlattık” dedi.
Haralambos Hotzakoglu, hedefin, dini mekânların korunması olduğunu ifade ederek, , Türk tarafının buna şiddetle karşı olduğu ve tüm dini mekânların EVKAF’a ait olduğunu iddia ettiğini kaydetti.
Türk işgal bölgelerinde yaklaşık 550 kiliseyi ziyaret eden ve fotoğraflarını çeken Kikko Manastırı araştırmacıları, şu an bu kiliselerin 50’sinin askeri kamp- Lambousa’daki Virgin Mary Axeropiitu Kilisesi, Mirtu’daki Agios Panteleimonas, Lapithos’daki Agia Anastasia kilisesi ve manastırının lüks otel kompleksi, Agios Panteleimonas manastırının bir benzin deposu ve Omorfo’daki Chrysiliu kilisesinin ise morg olarak kullanıldığını kaydetti.
“Cesetlerin kutsal sunağın üzerinde uzandığı görüntüsü şok ediciydi, bir Hıristiyan kilisesinde bu tür bir uygulamaya şahit olmak benim için tüyler ürpertici bir tecrübeydi” diyen Hotzakoglu, tahribatın büyüklüğü düşünüldüğünde bu kiliselerin hiç şüphesiz restore edilmesi ihtiyacı olduğunu vurguladı.
Mağusa’daki bir başka kilise olan Agios Georgios Exorinos şu an bir tiyatro ve Lapithos köyündeki Agios Loukas kilisesi ise bir dans okuluna dönüştürüldü.
Hotzakoglu, “tüm bunlarla, kiliselerimizi tamir etmek için hızlı hareket etmemiz bir zorunluluktur ve bunun için hala hazırda Papa 16’inci Benedict bilgilendirmek dâhil olmak üzere yurtdışından uzmanların yardımını talep ettik. Cumhurbaşkanı Tassos Papadopulos, Papa’ya dini mirasımızın yok edilmesiyle ilgili üç ciltlik bir yayım vererek, bu konunun sadece Ortodoks’ları değil, diğer dini mezhepleri de ilgilendirdiğini söyledi” dedi.
“Bu vicdansız yağmalamadan, Avrupa Birliği’ne katılım arzusu olan işgalci Türkiye’den başka birinin sorumlu olmadığını” belirten Hotzakoglu, dini ve diğer insan haklarına saygı gösterilmesinin AB’ne katılımın bir ön koşulu olduğunu söyledi.
Hotzakoglu, işgal rejiminin, BM’nin Hıristiyan ve diğer dini yerlerin restore edilmesine yardımcı olması çağrısına ilk yanıtının “değişmez bir şekilde olumsuz” olduğunu üzüntüyle belirtti.
Restorasyon çalışmalarının başlaması için işgal rejiminin onayının gerekip gerekmediği sorulması üzerine Hotzakoglu, yenileme çalışmalarının belli prensipler ve önlemler zemininde yapılması için bir anlaşmaya varılması gerektiğini kaydetti.
Hotzakoglu, “Bu amaç doğrultusunda bu yerlere milyonlarca lira aktardıktan sonra işgal rejiminin bu mekânların kendilerine ait olduğunu iddia ederek kendi arzularına göre kullandıklarını duymak istemiyoruz” diyerek, Türk liderliğinin Ortodoks kiliselerinin sahiplerini ve egemenliğini tanımak zorunda olduğunu vurguladı.
Bizans uzmanı, araştırmanın, rejimin iyi korunmuş durumda olarak nitelendirdiği kiliselerin gerçekte, turist sektörüne hizmet etmek için müzelere dönüştürülmüş kiliseler olduğunu, diğerlerinin ise cami, Müslümanların ibadet yerleri olarak kullanıldığını ifade etti.
İşgal bölgelerinden çalınan dini eserlerle ilgili olarak Hotzakoglu, Türk ordusunun, paha biçilmez ikonları ve freskleri kiliselerden alarak karaborsada satmak için iyi organize edilmiş girişimleri olduğunu kaydetti.
Bizans uzmanı, “hırsızlığın bildirildiğinde, çalınan parçaların yerini belirlemeliyiz ve bunun Kıbrıs Ortodoks Kilisesine ait olduğunu kanıtlamak için yasal savaş başlatıp iadesini sağlamalıyız” dedi.
Hotzakoglu, “bu tür dini sanat eserleri, Türk yasa dışı eski eser kaçakçısı Aydın Dikmen’in tasarrufunda bulundu ve Teksas müzesindeki bu eserler ülkeye geri gönderilmek üzeredir” dedi.
Uzun süren yasal sürecin ardından iadesi söz konusu olan Lythrangomi köyündeki Virgin Mary tis Kanakarias kilisesinden çalınan dört mozaik olduğunu anımsatan Hotzakoglu, bu eserlerin de Amerikalı sanat eseri koleksiyoncunun tasarrufunda bulunduğunu kaydetti.
Hükümet kontrolü bölgelerindeki camiler hakkında da bir soruyu yanıtlayan arkeolog Hotzakoglu, din özgürlüğüne saygı çerçevesinde bir yenileme projesinin bulunduğunu belirterek, Ankara’nın da aynı şekilde hareket etmesi gerektiğini vurguladı.
Hotzakoglu, “Biz siyasetçi değiliz, kültürel mirası ilgilendiren dini konuları çözmek istiyoruz ve geçmişi geride bırakmaya hazırız. Eğer bu toprak parçasına ait olduklarını hissediyorlarsa ki hissediyorlar, bizimle işbirliği yaparak ilerlemek zorundadırlar” dedi.
Arkeolog, yenileme çalışmalarının sadece istatistik anketlerin, planların ve masrafların belirleneceği arkeolojik çalışmaların yürütülmesiyle yapılabileceğini anlattı.
Araştırmacıların karşılaştığı en önemli, sorunlardan birinin kiliselerin, manastırların ve diğer dini yerlerin düzenli bir listesinin bulunmaması olduğunu belirten Uzman Arkeolog, “bu bilgilerin toplanması için büyük bir çaba gösteriliyor” diyerek, işgal bölgelerinden alınan fotoğrafların bu bağlamda faydalı olduğunu kaydetti.
Bizans uzmanı , “şu an yürüttüğümüz araştırma hakkında uzmanları değil, kamuoyunu bilgilendirmeyi hedefleyen çok dilli bir yayım üzerinde çalışıyoruz ve bu yapılınca fotoğraflar materyallerini ve o zamana kadar toplayacağımız bilgileri de içerecek çok dilli bir yayım çıkaracağız” diyerek konuşmasını sonlandırdı.
KHA/AI/MHY/2007
|
|