| |
NONE
ÖZEL KONULAR - ANALİZLER Kıbrıs Kilisesi, işgal bölgelerindeki dini mekânlar için protesto kampanyası başlatıyor
Bulgaristan Cumhurbaşkanı Georgi Sedefchov Parvanov Kıbrıs sorununun çözümünün adadaki iki toplumun çoğunluğu tarafından desteklenmesi ve AB müktesebatıyla uyumlu olması gerektiğini ifade ederek Kıbrıs’ın birleşik, toprak bütünlüğü ve egemen devlet olmaya devam etmesi gerektiğini vurguladı.
Kıbrıs Cumhurbaşkanı’nın Sofya’ya resmi ziyareti dolayısıyla Kıbrıs Haber Ajansı’na özel demeç veren Bulgaristan Cumhurbaşkanı Parvanov, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne katılımı için üstlenmiş olduğu yükümlülükleri de yerine getirmesi gerektiğini söyledi. Parvanov, ülkenin katılım müzakerelerinin gelişimini için temel bir önkoşul olması gerektiği görüşünü bildirdi.
Parvanov, Kıbrıs’ın Ortadoğu barış sürecinde bir misyonu bulunduğunu ve bu nedenle Kıbrıs’ın Arap ülkeleri ile dostluk ilişkilerini canlandırma çabalarının önemli bir rol oynayacağı inancını da dile getirdi.
Bulgaristan’ın Kıbrıs sorunun çözümüne yardımcı olmak için Türkiye ile ilişkilerinden faydalanıp faydalanmayacağının sorulması üzerine Bulgaristan Cumhurbaşkanı, ülkesinin Kıbrıs sorununa adil, daimi ve yaşayabilir bir çözüm bulunmasını savunduğunu söyledi.
“Bulgaristan’ın Kıbrıs sorunuyla resmi tutumu her zaman güçlü ve istikrarlı olmuştur. BM ve uluslararası topluluğun uzun süredir devam eden çabalarına rağmen Kıbrıs sorunun çözümsüzlüğü sürüyor. Bulgaristan BM Güvenlik Konseyi’nin Kıbrıs’la ilgili kararlarını ve biz soruna yukarıdaki prensiplere dayanacak adil, daimi ve yaşayabilir bir çözümü destekliyoruz” dedi.
Bu prensipleri ortaya koyan Bulgar Cumhurbaşkanı, Sofya Kıbrıs halkının tartışılmaz olan kendi geleceğine karar verme hakkına saygı gösteriyor, adadaki iki toplum nüfusunun çoğunluğu tarafından desteklenecek ve AB müktesebatı ve Avrupai değerlerle uyumlu olacak bir çözümü destekliyoruz. Kıbrıs Cumhuriyeti birleşik, bağımsız, toprak bütünlüğü, tüm adayı kapsayan egemenliği bulunan bir devlet olmaya devam etmelidir kalmalıdır” dedi.
Parvanov, Kıbrıs devletinin gelecek yapısı mutlak güvenlik şartları altında iki toplumun barışçıl var oluşuna ve yasal çıkarlarına saygı göstermesi gerektiğini vurguladı. Bulgar Cumhurbaşkanı, “Avrupa Birliği’nin eşit üyesi olan Kıbrıs’ın olumlu bir etkisi olması ve Kıbrıs konusunun çözümü için ek inisiyatifler sunması gerekiyor” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Parvanov, Bulgaristan’ın hem resmi arenada hem de Türkiye ile toplantılar dahil olmak üzere ikili toplantılarda tutumunu ifade ettiğini belirtti. Parvanov, “AB’ye katılımda aday ülke olarak Türkiye Ankara protokolünü onaylama ve uygulama yükümlülüğü üstlenmiştir” diyerek, Bulgaristan’ın Türkiye’nin AB üyeliğini ve birliğe katılımını desteklemesine rağmen “inanıyoruz ki üstlenilmiş yükümlülüklerin yerine getirilmesinin Türkiye’nin hazır olduğunu değerlendirmek için temel önkoşul olacaktır” dedi.
Bulgaristan Cumhurbaşkanı BM ve uluslar arası topluluğun Kıbrıs sorununa bir çözüm bulma çabalarının devam edeceği konusundaki iyimserliğini dile getirerek, “Bu yönde son zamanlarda atılan yeni adımların ve Cumhurbaşkanı Demetris Christofias ve Kıbrıs Türk lideri Mehmet Ali Talat arasında başlayan müzakereler 2008 içinde bir çözüm bulunması hedefinin başarılmasına katkı koyacaktır” dedi.
Ülkesinin AB’de karşılaştığı sorunlar ve Kıbrıs’ın yardımcı olmasının yollarıyla ilgili olarak Parvanov her iki ülkenin AB’ye katılımın getirdiği olanakları kullanmakta benzer güçlüklerle karşı karşıya kaldığını belirterek, “Şimdi yeni siyasi irade , kararlılık ve dayanışma göstermek ve Lizbon Stratejisi’nin uygulanması için ortak yolda ilerlemek eskisinden daha gereklidir” dedi.
Bir AB üyesi olarak Kıbrıs’ın Doğu Akdeniz ve Ortadoğu’daki rolüyle ilgili bir soru üzerine Parvanov, KHA’ya ülkesinin Kıbrıs’ın Doğu Akdeniz ve ayrıca Ortadoğu’ya yakınlığından dolayı jeopolitik tutumunun öneminin farkında olduğunu kaydetti.
Parvanov, “Kıbrıs Ortadoğu Barış sürecinde bir misyona sahiptir ve bu nedenle Kıbrıs’ın Arap ülkeleri ile dostluk ilişkilerini güçlendirmeye yönelik yenilenmiş çabalarının bu rolünü güçlendireceğine inanıyorum” diye konuştu.
İkili ilişkilerle ilgili olarak Bulgar Cumhurbaşkanı, her iki ülkenin ticaret ve turizm, eğitim ve kültür alanlarında daha yakın ilişkiler geliştirmeyi arzuladığını söyledi.
“Ülkelerimiz müşterek çıkarlara sahiptir” diyen Parvanov, iki ülke arasında turizm endüstrisindeki temasların gelişmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirerek, ülkelerini ziyaret eden artan turist sayısına da dikkat çekti.
Turizmde işbirliğiyle ilgili ikili anlaşmanın, turizm projelerinde yatırımı ve özel ilgi turizmini daha fazla geliştirmenin önkoşullarını yarattığını belirten Bulgaristan Cumhurbaşkanı, anlaşmanın ayrıca turizm yetkililerinin eğitimlerine ve Bulgaristan’daki turist birimlerinin yenilenmesi ve kullanımına, yönetimine katılma fırsatı tanıdığını söyledi.
Bulgar Cumhurbaşkanı, yaklaşık 30 bin Bulgar vatandaşının Kıbrıs’ta çalıştığını ve Bulgaristan’da da Kıbrıslı işadamı, yatırımcı ya da öğrencinin bulunduğunu kaydederek, Bulgaristan’da yüksek eğitim kurumlarında eğitim gören yaklaşık 800 Kıbrıslı öğrencinin olduğunu söyledi.
Yatırımla ilgili olarak Parnavov, Kıbrıs’ın Bulgaristan’a yatırım yapan ülkeler listesinde 8’inci sırada yer aldığını belirterek, son 12 buçuk yılda yatırımların, Bulgaristan’ın bu dönemdeki yabancı yatırımının toplam yüzde 4’üne mukabil eden 1.2 milyar Avro’ya kısıtlı kaldığını söyledi.
Parnavov, ülkenin gelişen borsasının yabancı yatırımcıları çekeceği ümidini de dile getirdi.
Rusya’nın ABD ve AB ile ilişkileriyle ilgili bir soru üzerine Parvanov, ülkesinin Rusya’nın rolünün Avrupa ve dünya politikasında önemli bir faktör olarak addettiğini söyledi.
“Gürcistan’da son aylarda meydana gelen gelişmeler sırasında Rusya’nın uzun zamandır görmemiş olduğumuz bir tutumu desteklediğini belirterek, ülkesinin AB’nin konuyla ilgili benimsemiş olduğu ortak tutuma destek vermiş olduğunu kaydetti. Aynı zamanda Bulgaristan Cumhurbaşkanı, ülkesinin bu ülkelerle doğrudan diyaloğu artırarak ve bir bölgesel enerji faktörü olmak için yoğun bir şekilde çalıştığını belirtti.
Parvanov, “Bu karmaşık duruma rağmen ifade etmeliyim ki Bulgaristan uluslararası ilişkilerde etkili ve yaratıcı bir ortak olabilir” diyerek konuşmasını tamamladı.
KHA/AI/KBI/2008
Dışişleri Bakanı Marcos Kyprianou, yaptığı açıklamada, Kıbrıs Rum tarafının, Kıbrıs sorununun çözümünün sağlanması amacıyla 3 Eylül’de başlayacak doğrudan görüşmelere iyi niyetle katılacağını ve Kıbrıs Türk tarafının da aynı şekilde davranmasını ümit ettiğini söyledi.
Kyprianou, Kıbrıs Haber Ajansı’na verdiği demeçte, uluslararası topluluğun, muhatapların “müdahalesi ya da baskısı olmaksızın” sürecin tümünde önemli ve kolaylaştırıcı bir rol oynayabileceğini belirtti. Bununla birlikte bakan, uluslararası topluluğun teşvik etme yükümlülüğü bulunduğunu belirterek, Kıbrıs sorunun çözümüne yapıcı ve olumlu katkıda bulunması için Türkiye’ye baskı yapması gerektiğini belirtti.
Kyprianou, Kıbrıs Rum tarafının, her iki tarafın da çıkarına olacak, tüm vatandaşların insan haklarının korunması ve uygulanması, devletin bütünlüğünün ve sıkıntısız işlevinin sağlanması gibi başlıca tutumunun Kıbrıslı Türkler tarafından da destekleneceğine olan inancını dile getirdi.
AB’nin yeni süreçteki tutumuyla ilgili olarak ise Dışişleri Bakanı, Kıbrıs sorununa BM himayesinde bir çözüm bulunmasına yönelik görüşmelere rağmen Türkiye’nin AB’ye katılmak istemesinin birliğe bu süreçte önemli bir rol verdiğini belirtti.
Bakan, “Çözüm AB müktesebatına uygun olmalıdır ve bu doğrultuda AB’nin teknik ve siyasi desteği önemli olacaktır” dedi.
Kyprianou, BM’nin rolünün muhatapların müzakerelere müdahalesini ya da arabulucu olarak davranmasını engellenmesini sağlayacağını söyledi.
Görüşmeler sırasında ele alınacak sorunlarla ilgili olarak Kyprianou, “kolay konu yoktur” diyerek tüm konuların önemli ve aynı derecede karmaşık olduğunu belirtti. Bakan, “özellikle Türkiye’nin addettiği önemden dolayı bazıları ayrı önem teşkil ediyor ve güçlükler barındırıyor” diye konuştu.
Bakan şöyle devam etti: “Kıbrıs sorunun çözümünün ana aktörü olarak Türkiye’nin AB’nin kendisinden beklediği gibi pratikte olumlu bir tutum sergilemesi önemlidir. Türkiye’nin müzakereler başlamadan birkaç gün önce, ne iki devlet öngören bir çözüm, garantörlüklerin devamı ve askerlerin adada kalması ısrarı, ne çözüm bulunmasına ne de sahte devletin siyasi seviyesinin yükseltilmesi ısrarı çözüme katkıda bulunuyor. Son zamanlarda bu tutumunu teyit etmesi cesaretlendirici mesajlar da vermiyor.”
Müzakere süreciyle ilgili olarak Kyprianou, süreçle ilgili konuların 3 Eylül’de çözümleneceğini belirtti. Bakan, Cumhurbaşkanı Demetris Christofias ve Kıbrıs Türk toplumu lideri Mehmet Ali Talat arasında günlük olarak değil ancak çalışma gruplarına paralel olarak düzenli toplantılar yapılacağını söyledi.
Kıbrıs’ın yurtdışında temsiliyeti ile ilgili olarak Dışişleri Bakanı, önümüzdeki yıllarda Kıbrıs için özel bir siyasi ve ekonomik önemi Avrupa Birliği dışındaki dost ülkelere öncelik verileceğini söyledi.
Dışişleri Bakanı, “Önümüzdeki yıllarda, Avrupa Birliği dışında bulunan, Kıbrıs için siyasi ve ekonomik önemi olan dost ülkelere diplomatik misyonların geliştirilmesinde daha fazla önem vermeliyiz. Nihai hedefimiz, tek diplomattan oluşan misyonların bu göreve tam olarak yanıt verememesinden dolayı mevcut diplomatik misyonların geliştirilmesidir” dedi.
Lefkoşa’nın Küba’da elçilik açıp açmayacağının sorulması üzerine Kyprianou, Kıbrıs’ın yıllardır Küba ile diplomatik ilişkileri bulunduğunu ve Havana’da elçilik açacak ilk AB üye ülkesi olmayacağını ve olmadığını vurguladı. “Küba Kıbrıs’ın adil davasını güçlü bir şekilde destekleyenlerden biridir” diyen Bakan, Küba’da Kıbrıs Elçiliği’nin açılmasının Kıbrıs’ın dostlarından hiçbirini rahatsız etmemesi gerektiğini belirtti. Bakan, “aksine, Kıbrıs’ın oradaki varlığı birçok konuda yardımcı olabilir” diye sözlerine devam etti.
İslam Konferansı Örgütü’yle ilgili olarak Kyprianou, bu örgütlerle Türkiye’nin yoğun faaliyetlerinden dolayı sorunlar bulunduğuna işaret ederek, Kıbrıs’ın özellikle geleneksek dostluk bağı bulunan ancak son yıllarda ihmal etmiş olduğu İslam Konferansı üyeleri ile ikili ilişkilerini güçlendirmeye önem verdiğini söyledi.
KHA/AI/KBI/2007
Kıbrıs Kilisesi, işgal bölgelerindeki dini mekânlar için protesto kampanyası başlatıyor
Kıbrıs Kilisesi, adanın kuzeyindeki Türk işgal bölgelerinde bulunan dini mekânların süregelen yağmalanmasını güçlü şekilde protesto ederek, camilere, askeri kamplara, kümeslere ve silolara dönüştürülen Hıristiyan Kiliselerine yapılan saygısızlığı kınadı.
Uzmanlar, 1974’teki Türk istilasından itibaren, son otuz yıldaki ganimet kampanyasında 550 kiliseye saygısızlık edildiğini, 15-20,000 ikonun ise kayıp, çalınmış ya da kara borsada satılmış olabileceğini belirtiyorlar. Bu durumun uluslar arası alanda protesto edilmesi için iyi düzenlenmiş ve odaklanılmış bir çabanın gösterilmekte olduğu bildirildi.
Kikkos Manastırı Müzesi için çalışan Bizans sanatında uzman ve arkeolog Haralambos Hotzakoglu, “Biz, dünya kamuoyunu, her türlü mevcut yol aracılığıyla– konferanslar, yazılı materyaller, kişisel ilişkiler, diplomatik kanallarla- konu hakkında dikkatlice ve profesyonelce yürütülen araştırmalar sonucunda teyit edilen tartışılmaz kanıtlar hakkında bilgilendirmek için bir kampanya başlattık” dedi.
Haralambos Hotzakoglu, hedefin, dini mekânların korunması olduğunu ifade ederek, , Türk tarafının buna şiddetle karşı olduğu ve tüm dini mekânların EVKAF’a ait olduğunu iddia ettiğini kaydetti.
Türk işgal bölgelerinde yaklaşık 550 kiliseyi ziyaret eden ve fotoğraflarını çeken Kikko Manastırı araştırmacıları, şu an bu kiliselerin 50’sinin askeri kamp- Lambousa’daki Virgin Mary Axeropiitu Kilisesi, Mirtu’daki Agios Panteleimonas, Lapithos’daki Agia Anastasia kilisesi ve manastırının lüks otel kompleksi, Agios Panteleimonas manastırının bir benzin deposu ve Omorfo’daki Chrysiliu kilisesinin ise morg olarak kullanıldığını kaydetti.
“Cesetlerin kutsal sunağın üzerinde uzandığı görüntüsü şok ediciydi, bir Hıristiyan kilisesinde bu tür bir uygulamaya şahit olmak benim için tüyler ürpertici bir tecrübeydi” diyen Hotzakoglu, tahribatın büyüklüğü düşünüldüğünde bu kiliselerin hiç şüphesiz restore edilmesi ihtiyacı olduğunu vurguladı.
Mağusa’daki bir başka kilise olan Agios Georgios Exorinos şu an bir tiyatro ve Lapithos köyündeki Agios Loukas kilisesi ise bir dans okuluna dönüştürüldü.
Hotzakoglu, “tüm bunlarla, kiliselerimizi tamir etmek için hızlı hareket etmemiz bir zorunluluktur ve bunun için hala hazırda Papa 16’inci Benedict bilgilendirmek dâhil olmak üzere yurtdışından uzmanların yardımını talep ettik. Cumhurbaşkanı Tassos Papadopulos, Papa’ya dini mirasımızın yok edilmesiyle ilgili üç ciltlik bir yayım vererek, bu konunun sadece Ortodoks’ları değil, diğer dini mezhepleri de ilgilendirdiğini söyledi” dedi.
“Bu vicdansız yağmalamadan, Avrupa Birliği’ne katılım arzusu olan işgalci Türkiye’den başka birinin sorumlu olmadığını” belirten Hotzakoglu, dini ve diğer insan haklarına saygı gösterilmesinin AB’ne katılımın bir ön koşulu olduğunu söyledi.
Hotzakoglu, işgal rejiminin, BM’nin Hıristiyan ve diğer dini yerlerin restore edilmesine yardımcı olması çağrısına ilk yanıtının “değişmez bir şekilde olumsuz” olduğunu üzüntüyle belirtti.
Restorasyon çalışmalarının başlaması için işgal rejiminin onayının gerekip gerekmediği sorulması üzerine Hotzakoglu, yenileme çalışmalarının belli prensipler ve önlemler zemininde yapılması için bir anlaşmaya varılması gerektiğini kaydetti.
Hotzakoglu, “Bu amaç doğrultusunda bu yerlere milyonlarca lira aktardıktan sonra işgal rejiminin bu mekânların kendilerine ait olduğunu iddia ederek kendi arzularına göre kullandıklarını duymak istemiyoruz” diyerek, Türk liderliğinin Ortodoks kiliselerinin sahiplerini ve egemenliğini tanımak zorunda olduğunu vurguladı.
Bizans uzmanı, araştırmanın, rejimin iyi korunmuş durumda olarak nitelendirdiği kiliselerin gerçekte, turist sektörüne hizmet etmek için müzelere dönüştürülmüş kiliseler olduğunu, diğerlerinin ise cami, Müslümanların ibadet yerleri olarak kullanıldığını ifade etti.
İşgal bölgelerinden çalınan dini eserlerle ilgili olarak Hotzakoglu, Türk ordusunun, paha biçilmez ikonları ve freskleri kiliselerden alarak karaborsada satmak için iyi organize edilmiş girişimleri olduğunu kaydetti.
Bizans uzmanı, “hırsızlığın bildirildiğinde, çalınan parçaların yerini belirlemeliyiz ve bunun Kıbrıs Ortodoks Kilisesine ait olduğunu kanıtlamak için yasal savaş başlatıp iadesini sağlamalıyız” dedi.
Hotzakoglu, “bu tür dini sanat eserleri, Türk yasa dışı eski eser kaçakçısı Aydın Dikmen’in tasarrufunda bulundu ve Teksas müzesindeki bu eserler ülkeye geri gönderilmek üzeredir” dedi.
Uzun süren yasal sürecin ardından iadesi söz konusu olan Lythrangomi köyündeki Virgin Mary tis Kanakarias kilisesinden çalınan dört mozaik olduğunu anımsatan Hotzakoglu, bu eserlerin de Amerikalı sanat eseri koleksiyoncunun tasarrufunda bulunduğunu kaydetti.
Hükümet kontrolü bölgelerindeki camiler hakkında da bir soruyu yanıtlayan arkeolog Hotzakoglu, din özgürlüğüne saygı çerçevesinde bir yenileme projesinin bulunduğunu belirterek, Ankara’nın da aynı şekilde hareket etmesi gerektiğini vurguladı.
Hotzakoglu, “Biz siyasetçi değiliz, kültürel mirası ilgilendiren dini konuları çözmek istiyoruz ve geçmişi geride bırakmaya hazırız. Eğer bu toprak parçasına ait olduklarını hissediyorlarsa ki hissediyorlar, bizimle işbirliği yaparak ilerlemek zorundadırlar” dedi.
Arkeolog, yenileme çalışmalarının sadece istatistik anketlerin, planların ve masrafların belirleneceği arkeolojik çalışmaların yürütülmesiyle yapılabileceğini anlattı.
Araştırmacıların karşılaştığı en önemli, sorunlardan birinin kiliselerin, manastırların ve diğer dini yerlerin düzenli bir listesinin bulunmaması olduğunu belirten Uzman Arkeolog, “bu bilgilerin toplanması için büyük bir çaba gösteriliyor” diyerek, işgal bölgelerinden alınan fotoğrafların bu bağlamda faydalı olduğunu kaydetti.
Bizans uzmanı , “şu an yürüttüğümüz araştırma hakkında uzmanları değil, kamuoyunu bilgilendirmeyi hedefleyen çok dilli bir yayım üzerinde çalışıyoruz ve bu yapılınca fotoğraflar materyallerini ve o zamana kadar toplayacağımız bilgileri de içerecek çok dilli bir yayım çıkaracağız” diyerek konuşmasını sonlandırdı.
KHA/AI/MHY/2007
|
|