| |
NONE
ÖZEL KONULAR - ANALİZLER Kıbrıs Kilisesi, işgal bölgelerindeki dini mekânlar için protesto kampanyası başlatıyor
Kıbrıs’ın 1974’teki Türk işgali sırasında aynı Kıbrıslı Rum bir ailenin katledilen sekiz üyesi, göz kırpmadan öldürülmelerinden 35 yıl sonra, pazar günü toprağa verilecek.
Şu an Atina’da yaşayan aynı ailenin hayatta kalan iki üyesi, 1974 yazındaki o korkunç günlerin travma yaratan anılarından dolayı gözleri dolarak öldürülmeler hakkında ilk kez kamuoyunda KHA’ya konuştu.
Kıbrıs’ın 1974’teki Türk istilası sırasında nerdeyse tamamen yok edilen Palekythro Liasis ailesinin son sözü, geride kalanların sevdiklerini gömeceği pazar günü yazılacak.
George Liasis ve kız kardeşi Yiannoula, 1974’ün yazında silah yarası aldılar ancak hayatta kaldılar. Erkek kardeşleri Panayiotis ve babaları Lucas, o sırada yoktular, Panayiotis orduda, babası ise Libya’da çalışıyordu.
17 Ağustos 1974’te Kıbrıslı Türk gençler, ailenin sekiz üyesini vurup öldürdüler, 15 yaşındaki George ve 27 yaşlarındaki Yiannoula yaralandılar.
Şu an Atina’da yaşayan George, Yiannoula ve Panayiotis, annelerini, üç kız kardeşini, bir yeğeni, bir amcası ve anneannelerini 8 Mart 2009’da gömecekler. Lucas Liasis beş yıl önce öldü.
17 kez vurulan Yiannoula, bu trajik günü hatırlayarak kader günü olan 17 Ağustos 1974’te yaşamının durduğunu söyledi.
O gün Liasis ailesi, Palekythro köyünde Andreas Souppouri’nin evinde toplandı. Kıbrıslı Türk gençler, gözlerini kırpmadan Liasis ailesinin sekiz üyesini öldürdü. Ailenin sekiz üyesinin kalıntıları, aynı olayda katledilen diğer dokuz kişinin kalıntılarıyla birlikte Palekythro’da toplu mezarda bulundu.
Gençler, 77 yaşındaki Ioannis ve 68 yaşındaki Christina Michael, 42 yaşındaki Michalis Michael oğulları, 48 yaşındaki Margarita Liasi kızları, Margarita’nın üç kızını 25 yaşındaki Eleni, 23 yaşındaki Christina ve 18 yaşındaki Iliada ve ayrıca Margarita`nın iki yaşındaki torununu kurşuna dizdiler.
Cenazeleri, Lefkoşa’da 8 Mart 2009’da kaldırılacak.
Souppouris’ların evinde toplanmış olan Liasis ailesi değildi. Diğer üç aile, George Yiannaki, Yiannakis Michael ve Andreas Souppouris, de oradaydı. Liasis, Yiannaki ve Michael aileleri akrabaydılar. İnsanların çoğu kadın, çocuk ve yaşlılardı. George, KHA’ya dört Kıbrıslı Türkün eve girdiklerini, kendilerini dışarıya çıkarttıklarını, yere yatırıp ateş ettiklerini söyledi.
Yiannoula, dört Kıbrıslı Türkün ikisinin çok genç, 15 ve 18 yaşları arasında olduklarını söyledi ve bu kişilerin Kıbrıslı Türk olduğunu bildiğini çünkü Yunanca konuştuklarını ve sadece bir tanesinin üniforma giydiğini anlattı.
Hem George, hem Yiannoula, öleceklerini düşündüklerini hatırlıyor Yiannoula, ``Bunun bizim sonumuz olduğunu biliyorduk” dedi.
21 Ağustos 1974’te Türk askerleri, Voni köyündeki Kythrea bölgesinin tüm köylerinden yaklaşık 300 kişiyi topladı. George, askerlerin her akşam kiliseden bazılarını götürdüklerini söyledi. George, “Ardından silah atışını duyuyoruz. Tabii ki onları asla bir daha görmedik” dedi.
23 Ağustos 1974’te BM Mülteci Yüksek Komiseri Voni’yi ziyaret etti. George, ona yaklaşarak Palekythro’da olanları anlattı. Ertesi gün, kız kardeşinin tedavi gördüğü hastaneye yaralı olarak götürüldü. George iyileşti, ancak Yiannoula, vücudundan çıkarılan mermilerden dolayı felç oldu.
7 Eylül 1974’te, George ve Yiannoula, Girne’deki hastaneye götürüldü ve 24 saat gözetim altına alındı. Bu konunun insancıl yardım hakkındaki müzakerelerde ele alınmasının ardından 28 Kasım 1974’te taburcu edildiler. Yiannoula, tedavi için Doğu Almanya’ya sevk edildi.
Sol kolu ve ayağından kalıcı hasar alan Yiannoula, KHA’ya, “Kıbrıs’tan ayrılmak istedim” diyerek, ``Bugün kaç yaşımda olduğumu söylemeyeceğim. Yaşamım o zaman durdu” dedi.
Yiannoula, ayrıca ısrarlı sorularına rağmen çocuklarına asla ne olduğunu söylemedi. “Onlara babaları anlattı” dedi.
George, çocuklarına bu olaydan bahsetti ancak detaylı bir şekilde değil. George, ``Çocukların bilmesi gerekiyor`` dedi.
Yiannoula ve George, KHA’ya adalet aradıklarını söyleyerek, “Yargılanmalıdırlar özellikle istilayı yürüten Türkiye” dediler. “Benim çektiğim acı şeklinde cezalandırılmalıdırlar. Ölü bir insan gibi yaşıyorum” dedi.
Ancak trajedi Yiannoula’nın kollarında ölen çocuğunu gördüğünde, bunu yapanları öldürmesi için bu kişilerin isimlerini isteyen bir Türk yetkiliyle ilgili iyi anıları da taşıyor. Ancak önüne getirilen şüpheliler hiç bir şey hatırlatmıyor, çünkü ateş edildiğinde küçük Lucas’ı kurtarmak için ona siper oldu ve bu öldüren kişilere bakmadı.
35 yıl sonra Yiannoula hala Palekythro’ya dönmeyi reddediyor. Yiannoula, “Asla. Kendi köyüme gidemeyeceğim. Yanından bile geçemem” dedi.
George, 2007’de toplu mezarlar hakkında ilk bilgiler geldiğinde köyü ziyaret etti. George, 1974’teki bu gün dışındaki her şeyi düşünmeye çalıştı.
Pazar günü bu trajik ailenin hayatta kalan üyeleri en sonunda sevdiklerini gömecekler.
KHA/AI/MHY/2009
Kıbrıs Kilisesi, işgal bölgelerindeki dini mekânlar için protesto kampanyası başlatıyor
Kıbrıs Kilisesi, adanın kuzeyindeki Türk işgal bölgelerinde bulunan dini mekânların süregelen yağmalanmasını güçlü şekilde protesto ederek, camilere, askeri kamplara, kümeslere ve silolara dönüştürülen Hıristiyan Kiliselerine yapılan saygısızlığı kınadı.
Uzmanlar, 1974’teki Türk istilasından itibaren, son otuz yıldaki ganimet kampanyasında 550 kiliseye saygısızlık edildiğini, 15-20,000 ikonun ise kayıp, çalınmış ya da kara borsada satılmış olabileceğini belirtiyorlar. Bu durumun uluslar arası alanda protesto edilmesi için iyi düzenlenmiş ve odaklanılmış bir çabanın gösterilmekte olduğu bildirildi.
Kikkos Manastırı Müzesi için çalışan Bizans sanatında uzman ve arkeolog Haralambos Hotzakoglu, “Biz, dünya kamuoyunu, her türlü mevcut yol aracılığıyla– konferanslar, yazılı materyaller, kişisel ilişkiler, diplomatik kanallarla- konu hakkında dikkatlice ve profesyonelce yürütülen araştırmalar sonucunda teyit edilen tartışılmaz kanıtlar hakkında bilgilendirmek için bir kampanya başlattık” dedi.
Haralambos Hotzakoglu, hedefin, dini mekânların korunması olduğunu ifade ederek, , Türk tarafının buna şiddetle karşı olduğu ve tüm dini mekânların EVKAF’a ait olduğunu iddia ettiğini kaydetti.
Türk işgal bölgelerinde yaklaşık 550 kiliseyi ziyaret eden ve fotoğraflarını çeken Kikko Manastırı araştırmacıları, şu an bu kiliselerin 50’sinin askeri kamp- Lambousa’daki Virgin Mary Axeropiitu Kilisesi, Mirtu’daki Agios Panteleimonas, Lapithos’daki Agia Anastasia kilisesi ve manastırının lüks otel kompleksi, Agios Panteleimonas manastırının bir benzin deposu ve Omorfo’daki Chrysiliu kilisesinin ise morg olarak kullanıldığını kaydetti.
“Cesetlerin kutsal sunağın üzerinde uzandığı görüntüsü şok ediciydi, bir Hıristiyan kilisesinde bu tür bir uygulamaya şahit olmak benim için tüyler ürpertici bir tecrübeydi” diyen Hotzakoglu, tahribatın büyüklüğü düşünüldüğünde bu kiliselerin hiç şüphesiz restore edilmesi ihtiyacı olduğunu vurguladı.
Mağusa’daki bir başka kilise olan Agios Georgios Exorinos şu an bir tiyatro ve Lapithos köyündeki Agios Loukas kilisesi ise bir dans okuluna dönüştürüldü.
Hotzakoglu, “tüm bunlarla, kiliselerimizi tamir etmek için hızlı hareket etmemiz bir zorunluluktur ve bunun için hala hazırda Papa 16’inci Benedict bilgilendirmek dâhil olmak üzere yurtdışından uzmanların yardımını talep ettik. Cumhurbaşkanı Tassos Papadopulos, Papa’ya dini mirasımızın yok edilmesiyle ilgili üç ciltlik bir yayım vererek, bu konunun sadece Ortodoks’ları değil, diğer dini mezhepleri de ilgilendirdiğini söyledi” dedi.
“Bu vicdansız yağmalamadan, Avrupa Birliği’ne katılım arzusu olan işgalci Türkiye’den başka birinin sorumlu olmadığını” belirten Hotzakoglu, dini ve diğer insan haklarına saygı gösterilmesinin AB’ne katılımın bir ön koşulu olduğunu söyledi.
Hotzakoglu, işgal rejiminin, BM’nin Hıristiyan ve diğer dini yerlerin restore edilmesine yardımcı olması çağrısına ilk yanıtının “değişmez bir şekilde olumsuz” olduğunu üzüntüyle belirtti.
Restorasyon çalışmalarının başlaması için işgal rejiminin onayının gerekip gerekmediği sorulması üzerine Hotzakoglu, yenileme çalışmalarının belli prensipler ve önlemler zemininde yapılması için bir anlaşmaya varılması gerektiğini kaydetti.
Hotzakoglu, “Bu amaç doğrultusunda bu yerlere milyonlarca lira aktardıktan sonra işgal rejiminin bu mekânların kendilerine ait olduğunu iddia ederek kendi arzularına göre kullandıklarını duymak istemiyoruz” diyerek, Türk liderliğinin Ortodoks kiliselerinin sahiplerini ve egemenliğini tanımak zorunda olduğunu vurguladı.
Bizans uzmanı, araştırmanın, rejimin iyi korunmuş durumda olarak nitelendirdiği kiliselerin gerçekte, turist sektörüne hizmet etmek için müzelere dönüştürülmüş kiliseler olduğunu, diğerlerinin ise cami, Müslümanların ibadet yerleri olarak kullanıldığını ifade etti.
İşgal bölgelerinden çalınan dini eserlerle ilgili olarak Hotzakoglu, Türk ordusunun, paha biçilmez ikonları ve freskleri kiliselerden alarak karaborsada satmak için iyi organize edilmiş girişimleri olduğunu kaydetti.
Bizans uzmanı, “hırsızlığın bildirildiğinde, çalınan parçaların yerini belirlemeliyiz ve bunun Kıbrıs Ortodoks Kilisesine ait olduğunu kanıtlamak için yasal savaş başlatıp iadesini sağlamalıyız” dedi.
Hotzakoglu, “bu tür dini sanat eserleri, Türk yasa dışı eski eser kaçakçısı Aydın Dikmen’in tasarrufunda bulundu ve Teksas müzesindeki bu eserler ülkeye geri gönderilmek üzeredir” dedi.
Uzun süren yasal sürecin ardından iadesi söz konusu olan Lythrangomi köyündeki Virgin Mary tis Kanakarias kilisesinden çalınan dört mozaik olduğunu anımsatan Hotzakoglu, bu eserlerin de Amerikalı sanat eseri koleksiyoncunun tasarrufunda bulunduğunu kaydetti.
Hükümet kontrolü bölgelerindeki camiler hakkında da bir soruyu yanıtlayan arkeolog Hotzakoglu, din özgürlüğüne saygı çerçevesinde bir yenileme projesinin bulunduğunu belirterek, Ankara’nın da aynı şekilde hareket etmesi gerektiğini vurguladı.
Hotzakoglu, “Biz siyasetçi değiliz, kültürel mirası ilgilendiren dini konuları çözmek istiyoruz ve geçmişi geride bırakmaya hazırız. Eğer bu toprak parçasına ait olduklarını hissediyorlarsa ki hissediyorlar, bizimle işbirliği yaparak ilerlemek zorundadırlar” dedi.
Arkeolog, yenileme çalışmalarının sadece istatistik anketlerin, planların ve masrafların belirleneceği arkeolojik çalışmaların yürütülmesiyle yapılabileceğini anlattı.
Araştırmacıların karşılaştığı en önemli, sorunlardan birinin kiliselerin, manastırların ve diğer dini yerlerin düzenli bir listesinin bulunmaması olduğunu belirten Uzman Arkeolog, “bu bilgilerin toplanması için büyük bir çaba gösteriliyor” diyerek, işgal bölgelerinden alınan fotoğrafların bu bağlamda faydalı olduğunu kaydetti.
Bizans uzmanı , “şu an yürüttüğümüz araştırma hakkında uzmanları değil, kamuoyunu bilgilendirmeyi hedefleyen çok dilli bir yayım üzerinde çalışıyoruz ve bu yapılınca fotoğraflar materyallerini ve o zamana kadar toplayacağımız bilgileri de içerecek çok dilli bir yayım çıkaracağız” diyerek konuşmasını sonlandırdı.
KHA/AI/MHY/2007
|
|