Birleşmiş Milletler, gayri resmi olarak kendi hattını kurmuş iki taraf arasına müdahale ediyordu. Esirlerin ilk değişimleri yapılmıştı ama Varoşa'da yaşayan birçok kişinin dramı henüz bitmemişti.
Fanos Christoforou
Derinya – Mağusa hattında bulunan 201'inci Tabur'da asker olan Fanos Christoforou, UNFICYP'nin gelişinden sonra, 18 Ağustos'a İsveçli müfreze komutanının gelip Yüzbaşı Katsios'a Türklerin esir aldıkları kişileri onlara teslim etmek istediğini söylediğini ve Katsios'un da onları alması için kendisini görevlendirdiğini hatırlıyor.
Christophorou, eski bir Land Rover ile silahsız olarak, bugün hâlâ orada bulunan bir Türk karakoluna gittiğini ve orada kendilerine yaşlı adamlar ile kadınları verdiklerini ama çocukları vermediklerini söylerken, ilgili kişilerin Perchiena koruluğunda tutuklamalar değil, Mağusa'da tutuklanmış olan kişiler olduklarını düşündüğünü vurguluyor.
Yaşadıklarıyla ilgili hafızasındaki en önemli anın ne olduğu sorulan Fanos Christoforou, Yunan uçaklarının geldiğini düşündükleri ve tezahürat yaptıkları ancak Türk uçakları olduğu anladıklarında çok etkilendiği cevabını veriyor.
Christophorou ayrıca, Sakarya yerleşim bölgesinde ikisi genç, biri yaşlı, üç Türk mahkûmun olduğu sahneyi hiç unutamadığını ve Yunan emir subayı B.'nin önlerine çıkıp onları almak istediğinde, üç Kıbrıslı Türk'ün öldürüleceğini anladığı için onları komutanına teslim etmesi konusunda emir aldığını söyleyerek muhafızı vücuduyla engellediğini söylüyor.
Fanos Christoforou, bazı birlikler veya taburlar kalırsa şehrin kurtarılacağını duyduğunda güçlü hissettiğini söylerken, "Türklerle yüzleşecek bir kişi bile yoktu. Esasen onlarla başa çıkacak silahımız da yoktu." diyor.
Fanos Christoforou bir yıl sonra, 1975 yılının yazında görevden ayrılmış ve o zamandan beridir yaşadığı Yunanistan'a okumak için gitmiştir.
Michalis Mihail
18 Ağustos Pazar günü, Michail ailesi Varoşa'daki Agia Zoni bölgesinde bulunan evlerindeydi. Baba Simos, oğlu Michalis ile birlikte Varoşa'daki durumu görmek için yürüyüşe çıkmış ve yolda ölü insanlar görmüşlerdi.
19 Ağustos 1974 Pazartesi günü, baba Simos Varoşa'dan ayrılmaları gerektiğine karar vermiş ve karısına arabaya alabilecekleri her şeyi toplamasını söylemişti. Michalis’in babasının bildiği toprak yoldan, Perchiena’nın koruluğundan geçeceklerdi.
Michalis’in hatırladığına göre, aile Perchiena koruluğuna yaklaştıklarında 3-4 silahlı Türk askeri önlerine atılır. Onları arabadan indirirler ve onlara doğrultulan silahlarla önce babası, sonra annesi ve en son araba aranır. Askerler kendi aralarında Türkçe konuşuyorlardır ve bir süre sonra koruların derinliklerinden Türkçe bir şeyler söyleyen bir ses duyulur. Bir Türk subayı gelip onlara tokat atmaya ve onlarla Türkçe bir şeyler konuşmaya başlar.
Michalis, Türk subayın bozuk bir yunanca ile babasına dönerek korkmamasını söylediğini ve "Seni ifade vermeye götürelim ve bize ailenin Derinya'ya mı yoksa evinize mi nereye gitmek istediğini söyle, biz de seni alıp gidelim" dediğini hatırladığını söyler. Michalis, babası ve annesinin, Varoşa'daki evlerine dönmeye ve babası Türklere ifade verip dönene kadar onu orada beklemeye karar verdiklerini ve babasının 1937 doğumlu olduğu için askeri üniforma giymediğini ve orduya katılmadığını, 1940 ve sonrasında doğanların ise Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kurulmasıyla orduya katıldığını ve "Onları Perchiena'da durdurup babasını tutuklayanların askeri üniformalı Türkler" olduğunu hatırladığını söylüyor.
Ailenin arabası Edessis Caddesi'ndeki evlerine dönerken bir Türk askeri tarafından kullanıldığını söyleyen Michalis, babasının ise askeri bir cipte olduğunu, eve geldiklerinde aile indiğini ve Türk subayın Michalis'in annesine kocasını ifade için alıp geri getireceklerine dair bir kez daha güvence verdiğini aktarır.
Michalis babasının elleri bağlı olarak cipten indiğini ve bütün ailenin evin bahçesinde son kez bir arada dururken Simos'un, karısı Giorgoulla'ya dönüp "Çocuklara iyi bak" dediğini hatırlıyor. Bunun babasını son görüşü olduğunu söyleyen Michalis, "O an bir şey hissettim. Sanki onu son görüşümmüş gibi. O anlar sizi etkiler ve sizinle kalır. Ayrılmıyorlar." dedi.
Ertesi gün, 20 Ağustos Salı günü, üslerde çalışan ve mahallede oturan bir İngiliz, evin önünde oynayan çocukları görünce annesine giderek orada ne yaptıklarını sorduğunu söyleyen Michalis, annesinin ise bu soruya bir gün önce Türkler tarafından ifade için alınan kocasını bekledikleri yanıtını verdiğini daha sonrasında ise İngiliz'in onların Türkler tarafından öldürülme tehlikesiyle karşı karşıya olduklarını ve gitmeleri gerektiğini açıkladığını hatırlıyor. Michalis, İngiliz'in Birleşim Milletler ve Kızılhaç'a bizzat haber vereceğini söylediği ve böylece onları kaydedip oradan çıkarabileceklerini söylediğini aktarır ve "Aynı gün ya da ertesi gün tam hatırlamıyorum, BM geldi, bizi kaydettirdi ve bize yemek verdiler. Annem onlara yemek istemediğimizi ama kocasını geri getirmelerini istediğini söyler" der.
Ertesi gün Michalis Michail, babasının tutuklanmasından 2-3 gün sonra, bir BM aracının evlerine geldiğini ve kendilerine yaralıymış gibi taklit yapmalarının söylendiğini hatırlıyor. Michalis, Türkler durdururlarsa yaralı olduklarını söyleyerek onları araca bindirdiklerini ve yanlarına sadece evin anahtarı, doğum belgeleri, kimlikleri ve birkaç giysinin bulunduğu bir çanta aldıklarını söylüyor.
Michail ailesi Varoşa'da en az beş gün kalmıştı ve Michalis, babasının tutuklandığı gece orta yaşlı üç kadının evlerine giderek yardım çağırdığını ve kırılan evlerin kapıları ile silahların patlaması duyduklarını hatırlıyor.
Michalis, babasının iddiaya göre yaşadığı ve tutuklandıktan sonra bile Mağusa limanında çalışırken görüldüğüne dair bazı ifadeler duyduğunu ancak bunların güvenilir olmadığını söyleyerek, "Babam 1819 kayıp kişi listesindedir. Gözümüzün önünde meydana gelen silahsız bir vatandaşın tutuklanması açık bir kayıp kişi vakasıdır. Şehri işgal ettiler ve bölgede asker olup olmadığını araştıran gruplar oluşturdular. Sivilleri hedef aldılar onu tutukladılar ve o zamandan beri kayıp." dedi.
Michalis Michael; "Türklerin uluslararası sözleşmelere, insan haklarına ve ailesiyle birlikte buldukları bir sivile saygı gösterme zorunluluğu yok muydu?" diye soruyor ve "Ben bir görgü tanığıyım ve bunu bildirmeye çalıştım ama ne yazık ki bunu yapabilmem için babamın ya da kemiklerinin bulunması gerekiyor. Bu nasıl yapılır? Yalnızdı, yalnız alındı. Nerede öldürülmüş olabileceğini bilmiyoruz. Savaşta bir asker değildi ve bir toplu mezarda olabilir." diyor.
Michail ailesi şuan Limasol'da yaşıyor. Michalis Michail'in iki oğlu var ve onlara dedelerinden değil, "Kıbrıs olarak yaşadığımız trajediden, ihanetten ve sonunda hiçbir suçu olmayan masum insanların ödediği bedelden" bahsediyor. Annesi, kız kardeşi ile Zakaki'de yaşıyor. "Gerçek şu ki, 1974'ten sonra kimse bizim yaşayıp yaşamadığımızı ya da nasıl olduğumuzu umursamadı. Annem acı çekti, iki çocuğu tek başına büyütmek için çok çabaladı." diyen Michalis kayıp bir babayla olan hayat hikâyesini bu şekilde anlatıyor.
"İnsanımızı, ebeveynimizi kesinlikle bulmak istiyoruz çünkü hâlâ acıyı ve adaletsizliği güçlü bir şekilde hissediyoruz. Haksız yere kurban edildiğini düşünüyoruz." diyen Michalis annesinin ise sadece 14 yıl birlikte yaşayabildiği kocasının kemiklerinin hâlâ bulunmasını beklediğini ve her 14 Ağustosta küçük bir anma töreni düzenleyip ve beklediğini söylüyor.
Kayıplar
Kayıp Kişiler Komitesi verilerine göre Perchiena koruluğunda yaklaşık 500 tutuklama yapıldı. Orada öldürülenlere ilişkin Kayıp Kişiler Komitesi verilerinin yanı sıra, "işgal altındaki topraklarda bilinen ve bilinmeyen yerlere gömülen kişilerin" listesi de olduğu belirtildi.
Öldürülenlerin kesin sayısı bilinmezken, BM tarafından Mağusa içerisinde yapılan kazılarda kayıp Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türkler aranıyor.
Kayıp Kişiler Komitesi verilerine göre, Perchiena koruluğundaki infazlar 21 Ağustos 1974'te gerçekleşti.
KHA/RM/MHY/2022
Kıbrıs Haber Ajansı