Kıbrıs Cumhuriyeti Daimî Temsilcisi Yardımcısı Gabriella Michaelidou, Birleşmiş Milletler'de düzenlenen Kayıp Kişiler oturumunda konuştu. Silahlı çatışmalar nedeniyle ortaya çıkan kayıp kişiler sorununun, Kıbrıs da dâhil olmak üzere, dünya genelinde birçok ülkeyi etkileyen bir insanlık trajedisi olduğunu vurguladı. Adadaki durumun "yabancı askeri istilâ ve elli yıldır devam eden işgalden" kaynaklandığını belirten Michaelidou, kayıp kişiler sorununun siyasallaştırılma çabalarının kabul edilmeyeceği mesajını verdi.

"Son elli yıldır yabancı askeri istilâ ve devam eden işgalin kurbanı olan Kıbrıs, Kayıp Kişiler konusunda ortaya çıkan önemli insani sorunu hatırlatmaya devam ediyor. Kayıp Kişilerin yaklaşık %50'sinin hem askerlerin hem de sivillerin, çocuklar, kadınlar ve yaşlılar dâhil kaderi bu tarihe kadar belirsizliğini koruyor" dedi. Kıbrıs'ın Kayıp Kişiler Komitesi'ni (KKK) desteklediğini ve Kıbrıs hükûmetinin katkısını 4 milyon avroya çıkardığını duyurdu.

Michaelidou, Türkiye’nin işgalci güç olarak hukukî ve etik sorumluluğa sahip olduğunu belirterek, Kıbrıs'ın işgal altındaki bölgelerine engelsiz erişim sağlanması ve elindeki tüm bilgilerin komiteye eksiksiz şekilde aktarılması gerektiğini belirtti. Ülkesi adına işgalci gücü Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) tüm ilgili kararlarını uygulamaya çağıran Michaelidou, "Sorun, bu mümkün olmadığı sürece, kapanmayacak bir yara olmaya devam edecektir" dedi.

Michaelidou, tüm kayıp kişilerin kaderini belirlemenin Kıbrıs Hükûmeti için en önemli öncelik olduğunu tekrarladı. Kayıp kişiler sorununun tamamen insani bir sorun olduğunu, bunu siyasallaştırma girişimlerinin desteklenemeyeceğini veya hoş görülemeyeceğini vurguladı. Kıbrıs’ın Birleşmiş Milletler Daimî Temsilcisi Vekili Gabriella Michaelidou, Kıbrıs'ın 1999'dan beri kayıp kişilerin ailelerine cevap sağlamak için kendi mezar açma ve kimliklendirme programını üstlendiğini de bildirdi.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, kayıp kişiler sorunuyla ilgili oturumda yaptığı konuşmada, kaybolmaların aileler ve toplumlar üzerinde yarattığı derin duygusal etkiyi vurguladı. Belirsizliğin acısını, zamanla azalmayan en büyük işkencelerden biri olarak tanımladı. Türk, 2024 yılında dünya genelinde 56.000’den fazla yeni kayıp vakasının kaydedildiğini ve bunun son yirmi yılın en yüksek rakamı olduğunu belirtti. Bu artışın, özellikle devam eden silahlı çatışmalar ve uluslararası insancıl hukukun yaygın ihlalleri nedeniyle yaşandığını vurguladı.

Türk, kaybolmaların yalnızca savaş bölgelerinde değil, aynı zamanda devlet baskısı, otoriter rejimler, terörle mücadele operasyonları, göç yolları ve insan ticareti sonucunda da gerçekleştiğine işaret etti. Üç temel alanda acil eylem çağrısında bulunan Türk, devletleri zorla kaybetmelerle ilgili yasal ve kurumsal çerçeveyi güçlendirmeye ve tam olarak uygulamaya çağırdı. Tüm Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına ilişkin uluslararası sözleşmeyi hatırlatarak, bu sözleşmeyi sadece 77 ülkenin onayladığını belirtti.

Daha fazla onay, ulusal hukuka dahil etme ve aileler için destek önlemlerinin artırılmasını isteyen Türk, adalet ve hesap verebilirlik yönündeki çabaların yoğunlaştırılması çağrısında bulundu. Cezasızlığın yaygın olduğunu, birçok ailenin sevdiklerinin kaderiyle ilgili gerçeklerden hâlâ mahrum olduğunu kaydetti. Gerçeği ortaya çıkarmanın genellikle adalete giden ilk adım olduğunu ifade etti ve tarafsız soruşturmaların, kovuşturmaların ve adli hizmetlerin güçlendirilmesi gerektiğinin altını çizdi.

Türk, mağdurları ve ailelerini sorunun ele alınmasının merkezine yerleştirmenin önemini vurguladı. Zor ve tehlikeli koşullar altında soruşturmalara öncülük eden kadınların, toplumsal damgalanma, ekonomik zorluk ve hukuki engellerle karşı karşıya kaldığını belirtti. Birçok ailenin kaybolma, sindirme veya tehditlerle karşı karşıya olduğunu ifade eden Türk, devletleri kayıp yakınlarını ve insan hakları savunucularını her türlü şiddet ve tacizden korumaya çağırdı.

Son olarak, Suriye’de Kayıp Kişiler Bağımsız Kurumu'nun kurulmasını uluslararası iş birliği açısından bir dönüm noktası olarak nitelendirdi ve bu kurumun ulusal uzlaşı ve sürdürülebilir barış için büyük bir öneme sahip olduğunu ifade etti. Türk, ofisinin mağdurları destekleme ve gerçeği, adaleti ve uzlaşıyı teşvik etme taahhüdünü bir kez daha yineledi.

KHA/GG/MG/NST/2025

Kıbrıs Haber Ajansı