Kıbrıs’ın işgal altındaki bölgelerinde bugüne kadar altı Maronit, bir Ermeni ve iki Latin eseri koruma altına alındı veya restore edildi. Beşparmak Dağları’ndaki Ermeni Manastırı’nda ise koruma çalışmaları sürüyor.

İki Toplumlu Kültürel Miras Teknik Komitesinin eş başkanı Sotos Ktoris, Kıbrıs Haber Ajansına (KHA) yaptığı açıklamada yürütülen çalışmalar hakkında bilgi verdi.

Tarihçi, arkeolog ve yazar Anna Marangou da işgal altındaki bölgelerde bulunan Maronit, Ermeni ve Latin dinî eserlerinin tarihini KHA’ya anlattı.

Koruma altına alınan eserler

——————

Sotos Ktoris, Kıbrıs’ın işgal altındaki bölgelerinde bugüne kadar altı Maronit, bir Ermeni ve iki Latin eserinin koruma altına alındığını veya restore edildiğini belirtti.

Maronit eserleri arasında Orta Çağ Mağusa’sındaki Azize Anna Kilisesi, Kormakitis köyündeki Azize Marina ve Aziz Theodoros Kilisesi, Agia Marina Skyllouras köyündeki Azize Marina Kilisesi, Karpasha köyündeki Kutsal Haç Kilisesi, Asomatos köyündeki Başmelek Mikail Kilisesi ve Kormakitis’teki Aziz George Kilisesi yer alıyor.

Orta Çağ Mağusa’sındaki Ermeni Kilisesi’nin yanı sıra Latinlere ait Aziz George Kilisesi ile Karmelitler Meryem Ana Kilisesi de koruma altına alındı.

Ktoris ayrıca Beşparmak Dağları’ndaki Halefka’da bulunan Ermeni Manastırı’ndaki koruma çalışmalarının devam ettiğini vurguladı.

Ermenilerin dinî eserleri

———————

Anna Marangou, Ermenilerin Bizanslılar tarafından Kilikya’dan gerçekleştirilen nüfus aktarımı dolayısıyla milattan sonra 8. yüzyıldan bu yana Kıbrıs’ta yaşadıklarını söyledi. Kıbrıs’a gelen Ermenilerin adanın farklı bölgelerine, ağırlıklı olarak da Beşparmak Dağları’nın güney yamaçlarına yerleştiğini belirtti.

Ermenilerin savunma yapılarının inşasında üstün bilgiye sahip zanaatkârlar olduğunu kaydeden Marangou, Ermeni kalelerinin Kantara ve Keryneia gibi benzer Kıbrıs kaleleri üzerinde büyük etkisi bulunduğuna işaret etti.

Marangou, Kıbrıslı Ermenilerin Orta Çağ’da, Kıpti keşişler tarafından milattan sonra 1000 yılı dolaylarında İskenderiyeli Münzevi Aziz Macarius adına Halefka’da inşa edilen bir manastırı devraldıklarını anlattı.

Ermeni Kilisesi’ne ait Armenomonastiro’nun (Ermeni Manastırı) oldukça uzun bir geçmişi ve büyük bir mali varlığı bulunduğunu belirten Marangou, manastırın altın çağını 17. ve 18. yüzyıllarda yaşadığını söyledi. Kapı ve pencerelerinin renginden dolayı bu dönemde “Mavi Manastır” olarak da anılan yapının, vergiden muaf tutulmasını sağlayan bir padişah fermanına sahip olduğunu aktardı.

Manastırın 20. yüzyılın başlarına kadar Kıbrıs tarihinde önemli bir yere sahip olduğunu ve Lefkoşa ile Mağusa’daki büyük Ermeni ailelerinden destek aldığını belirten Marangou, “Burada, özellikle yaz tatillerinde Lefkoşa’da yaşayan çok sayıda Ermeni’nin katıldığı bütün bir toplum oluşturuldu.” dedi.

Alexandros Hadjilyras’ın yardımıyla Armenomonastiro hakkında tarihî bir çalışma yaptığını kaydeden Marangou, İki Toplumlu Kültürel Miras Teknik Komitesinin manastırdaki koruma çalışmalarını başlatmasının zamanının geldiğini vurguladı.

Beşparmak Dağları’ndaki manastırın yanı sıra Kıbrıslı Ermenilerin bir diğer önemli dinî eserinin Lefkoşa’daki Ermeni mahallesinde, Baf Kapısı yakınlarında bulunan Sur Meryem Ana Kilisesi olduğunu ifade eden Marangou, kilisenin başlangıçta Sur’dan, mucizeler yarattığına inanılan bir Meryem Ana ikonuyla gelen Benedikten rahibelerine ait olduğunu anlattı. Rahibelerin burada bugün hâlâ ayakta olan ancak oldukça kötü durumdaki büyük manastırı inşa ettiklerini söyledi.

Marangou, Ermenilerin 1570’te Lefkoşa’nın düşüşü sırasında Osmanlılara verdiği destek nedeniyle kilisenin Osmanlılar tarafından Ermenilere devredildiğini belirtti. Kilisenin bakım çalışmaları dolayısıyla Europa Nostra ödülü aldığını ve bakım masraflarının büyük bölümünü karşılayan Ermeni toplumu tarafından yılda bir kez ibadete açıldığını ifade etti.

Mağusa’daki Ermeni toplumunun üç kilisesi bulunduğunu da kaydeden Marangou, Memlûk saldırılarından kaçarak Kıbrıs’a gelen Kilikyalı Ermeni mültecilerin 14. yüzyılda inşa ettiği Kantshvor veya Kalousa Meryem Ana Kilisesi’nin korunduğunu söyledi. Fresklerle süslü kiliseyi “kelimenin tam anlamıyla bir sanat eseri” olarak niteleyen Marangou, yapının Birleşik Krallık Sömürge Yönetimi tarafından resmen Ermeni toplumuna verildiğini belirtti.

Maronitlerin dinî eserleri

——————-

Anna Marangou, Kıbrıs’taki Maronit toplumunun tarihini anlatırken kökenlerinin, Bizans İmparatoru Justinianus’un Lübnan’dan Antalya’ya naklettiği Mardaitlere dayandığını söyledi.

Milattan sonra 7. yüzyıldan 10. yüzyıla kadar süren Arap akınları sırasında çok sayıda Mardaitin, adanın Arap saldırılarına karşı savunmasını güçlendirmek amacıyla Kıbrıs’a geldiğini belirten Marangou, Maronitlerin Kormakitis bölgesi ile Beşparmak Dağları’nın güney eteklerindeki varlığının bu şekilde başladığını kaydetti.

İşgal altındaki bölgelerde bulunan en önemli Maronit dinî eserlerinden birinin Agia Marina Skyllouras’taki Peygamber İlyas Manastırı olduğunu ifade eden Marangou, 16. yüzyıldan kalma yapının aşamalı olarak inşa edilip geliştirildiğini ve yaklaşık iki yüzyıl boyunca Maronit inancı ile kültürünün simgelerinden biri hâline geldiğini anlattı.

Manastırın bugün “ne yazık ki çok kötü durumda” olduğunu vurgulayan Marangou, yapıyı koruma çabalarının gösterilmeye değer olduğunu söyledi.

Kormakitis’te 20. yüzyılda inşa edilen büyük Aziz George Kilisesi’nin bulunduğunu belirten Marangou, yapımının yaklaşık 33 yıl sürdüğünü ve inşa çalışmalarına Maltalıların da katıldığını kaydetti. Kilisenin bu nedenle Valletta’daki ünlü Aziz John Kilisesi’ni bir ölçüde andırdığını söyledi.

Marangou, kilisenin daha önce aynı yerde bulunan, yine Aziz George’a adanmış ve küçük bir rahibe manastırının yanına inşa edilmiş eski bir kilisenin üzerine yapıldığını da aktardı.

Aziz George Kilisesi’nin yakınlarında, muhtemelen 13. veya 14. yüzyıldan kalma Aziz Theodore Kilisesi’nin kalıntılarının bulunduğunu belirten Marangou, Kormakitis sahilinde ise ekim döneminin başlangıcında yortusu kutlanan Tohumcu Aziz George Kilisesi’nin yer aldığını söyledi.

Marangou ayrıca Mağusa’da Maronitlere verilen ve geçiş noktalarının açılmasının ardından ayin düzenlenen Azize Anna Kilisesi’nden söz etti.

Latinlerin dinî eserleri

————————

Anna Marangou, Latinlerin dinî eserlerine ilişkin olarak Lefkoşa’daki Baf Kapısı yakınlarında bulunan Kutsal Haç Kilisesi’nin 16. yüzyıldan kalma daha eski bir kilisenin üzerine inşa edildiğini belirtti.

Eski kiliselerin üzerine yeni kiliseler yapılmasını anlatan Marangou, “Bir kilise yıkıldığında veya ilgili dinî mezhebin nüfusu artarak daha büyük bir kiliseye ihtiyaç duyduğunda, eski kilisenin kutsallığını devralması amacıyla yenisinin onun üzerine inşa edilmesi tercih edilir.” dedi.

Marangou ayrıca 1570-1571 yıllarında Kıbrıs’ı ele geçiren Osmanlıların camiye dönüştürdüğü Lefkoşa’daki Ayasofya ile Mağusa’daki Aziz Nikolaos gotik kiliselerine değinerek bunların UNESCO eseri olması gerektiğini söyledi.

Ayasofya’nın “Doğu Akdeniz’in en önemli eserlerinden biri” olduğunu ifade eden Marangou, yapının son yıllarda Türkiye tarafından kapsamlı biçimde restore edildiğini kaydetti.

Marangou, Kudüs’ü kaybettikten sonra Kıbrıs’ı ele geçiren Franklar ve Latinlerin Mağusa’da inşa ettiği kiliselere ilişkin tarihî kayıtlar bulunduğunu da söyledi. Kentte Nasturiler, Yakubiler ve Karmelitler gibi farklı Hristiyan tarikatlarına ait, “hayranlık uyandıran sanat” örnekleri niteliğinde kiliselerin bulunduğunu ve bunların önemli bir bölümünün günümüze ulaştığını belirtti.

Mağusa’daki Nasturilere ait Havariler Petrus ve Pavlus Kilisesi’ni “14. yüzyılın başyapıtlarından biri” olarak niteleyen Marangou, yine Mağusa’daki Karmelitler Meryem Ana Kilisesi’nin de “Ortodoks ve Latin kiliselerinin bir arada var olmasının örneği” olduğunu söyledi.

Orta Çağ Mağusa’sının Ortodoks sakinler, Franklar, Ermeniler, Maronitler ile Suriye ve Küçük Ermenistan’dan (Kilikya) mülteci olarak gelenlerin oluşturduğu çok kültürlü yapının bir örneği olduğunu vurgulayan Marangou, “Mağusa’da rivayet edildiği gibi 365 kilise bulunmayabilir ancak Orta Çağ kentinde çok önemli 30 kilise bulunduğunu kesinlikle biliyoruz.” dedi.

Marangou, Orta Çağ Lefkoşa’sı ile Mağusa’sının UNESCO eseri olması gerektiğini de sözlerine ekledi.

KHA/PH/NST/2026

Kıbrıs Haber Ajansı